Ana Sayfa Kimiz Biz Elemanlar Fotos İndir Makaleler Mail'ine Bak Linkler Satış Yerleri Bize Ulaş
Yazı: Durkan Türe

3 Rota 3 Şehir


 

 

1- Bilecik – Pelitözü

Mayıs ayının  başlarında birden çok uzun süredir Pelitözü’ne gitmediğimi fark ettim. İstanbul’da ki – Atölye – boulder yarışmasının  üstünden çok da zaman geçmemişti ve ben ayakta(hayatta) kalmayı başarabilmiş ancak bir çok arkadaşı ölmüş ve ordusu yenilmiş bir gladyatör gibi hissetmekten tam olarak kurtulamamıştım. Belki de Pelitözü’nde ki Tanrı’ların mağarasında yaralarımı sarabilir üstümdeki ölü toprağını silkeleyebilirdim. Kısa bir sürede ekip belli oldu. Altı kişi bir Cuma akşamı Anadolu Ekspresine binip gece yarısı Pelitözü’nde indikten sonra yarım bir uyku, tembel kahvaltı ve çay faslını takiben mağaraya çıktık. Vücut yorgunluğu tam atamamıştı.

Mağara; Tanrı’ların mağarası Dünyayı Kurtaran Adam, Gümüş Kurşun, Kurt Adam, Venom, Voyvod, Kara Topuz, Ateş Suyu, Kabir Azabı, İbiş, Akdeniz Mutfağı.

Bu kadar üst düzey rotanın cellatlar gibi yan yana durduğu tek yer. Fatih’le, Akın Akdeniz Mutfağı’na ip açarken Tunç mağaranın solundaki klasik rota için hazırlandı. Bense uğruna bunca yolu kat ettiğim rota için beyin jimnastiğine başlamıştım bile.

İlk denemeler sarsıcıydı. Sonrasında doğru engramla kilidi geçtim, küçük kovukta biraz tüneyip ikinci kilide saldırdım. Ama olmadı. Saatlerle beraber günde tükeniyordu. Rotayı düşe düşe tamamlamıştım. Hamleleri oturtmuştum gerisi son bir denemeydi. Yorgunluğun etkisi ile 45 dakika kadar uyuyup hava kararırken istasyona ulaşmıştım. Mutluydum.

Toplanıp eve doğru indik. Bizi bekleyen güzel yemekler ve sırf bu an için getirdiğim ateş suyu vardı gecemizi süsleyecek.

Ertesi gün 2 şirin onsight ve birkaç demir tokadın ardından tren yoluna patladık. Trende bolca içip güldük, güzel oldu.

2 Adana – Yılankale:

Mersin’e gitmeliydim. Mutlaka. Mayıs sonunda en sevdiğim arkadaşım evleniyordu. Ama benim Cuma günü nöbetim vardı ve bir türlü nöbet belasından kurtulamıyordum. Mecburen tuttuğum nöbette yanımda eski dostum, partnerim Zafer’de olunca laf lafı açtı ve çok geç yattık. Sabah uykusuz gözlerle Aşti’deydim, lakin binmeyi planladığım otobüs 4 saat sonraydı. Aç-bilaç beklememeye karar verip uzun yoldan Mersin’e gitmek için Konya üzerinden otobüse bindim. Böylelikle 6 saatlik yolu 11 saate kat etmekle kalmayıp nikahı kaçırdığım gibi düğününde ortasına yetişebildim. Herkes hızını almış olduğundan ilk halaya katılıp birkaç saatlik lorke sonrasında yorgunluktan yığıldım. Ancak gece henüz yeni başlamıştı ve uzunca süredir görmediğim lise arkadaşlarım beni gece ve alkole çekmeye kararlıydılar. Geç saatte yarım Altınbaşak’ın sıcaklığıyla uyurken kulaklarımda hala “Every way that I can” çınlıyordu. Evet yapabildiğim her şekilde yapacaktım, tırmanacaktım.

Üç – dört saatlik uykunun ardından Adana’ya savruldum. Adana’da arkadaşım Mümin ve Serpil’le güzel-ağır bir kahvaltının ardından(vücudumu zorlayarak) kendimizi Adana’nın tozlu yollarına vurduk. Ancak yola çıktıktan sonra tüm gün boyu yiyecek bir şeyimizin olmadığını fark ettik ve ben ancak Adana’ya gittiğimde tırmanış ayakkabılarımı unuttuğumu anladım. Birkaç plan yaparken atlanılmış çok önemli bir ayrıntı. Fakat şanslıydım çünkü Mümin’in emektar tırmanış ayakkabıları ayağıma uymuştu.

Adana sıcağında Yılankale’ye ulaştık. VI- ve VII’lik rotaların onsightlarını yaptıktan sonra iki tane VIII+’lık rotadan biri olan Anarşist’e gözümü diktim.

Hepimiz o veya bu biçimde anarşist değimliydik. Benim Ankara’dan hastaneden kaçıp buralara kendimi fırlatmamda böyle bir duyguda yok muydu. Bir başkaldırı.

Bazı günler seninledir bazı günler değil der Fransızlar ve arkadaşlar o güm kesinlikle benimle değildir. Vücudum bir külçe gibiydi. İçtiğim alkoller 2 paçamdan tutup beni aşağı çekiyordu.

Onsightına niyetlendiğim bu güzel tavan rotası beni çiğ çiğ yemeye başlamıştı ve onsight rotam proje rotasına dönmüştü.

Ama sonuca giderek yaklaşıyordum. Hissetmiştim. Beşinci altıcı denemelerde son tutamaktan savruldum.

Aç-bilaç tırmanırken karnım sırtıma yapışmıştı. Gıda niyetine hava ve su tüketip yarım saatlik bir uykunun ardından son bir kez niyetlendim. Gün yavaş yavaş dönüyordu. Gölgeler uzamaya başlamıştı. Rotada hızla yükseldim. Sondan bir önceki tutamakta hayvana bağlayarak zor bir kliple istasyona girdim. Rota bitmişti bende bitmiştim. Parmaklarım kanıyordu ve ayaklarım su toplamıştı. Mutluydum. Adana’ya döndük.

Sıkı bir ciğer sonrası Ankara otobüsündeydim. Otobüs beni işime götürecekti.

3- Ankara – Hüseyin Gazi

Adana’dan döndükten sonra pek tırmanmaya fırsat bulamadan kendimi nöbetlerde bulmuştum. İki gün blok nöbet tuttuktan sonra akşamüzeri Hüseyin Gazi’ye gittik. Yanımda Fatih ve Serhan vardı.

Uzunca bir süredir zihnimi kurcalayan en sonunda boltlarını çakıp hazır ettiğim rota bizleri bekliyordu.

Sert bir girişle başlayan ilk boltu yerden yukarıda ve iyi spotter gerektiren bir macera rotası.

Gün batımında Hüseyin Gazi’ye huzur çökmüştü. Arkadaşlarımdan aldığım olumlu destekle günün son ışıkları ile rotayı bitirmiştim. Yeni bir rota yeni engramlar.

Rotanın adı Valhalla oldu. Yalnızca savaşanların girebildiği Odin’in salonu. Anglo – Sakson’ların savaş tanrısı Odin’in.

11 metre 3 bolt. En zoru değil ancak zor bir rota. Bir macera rotası.

Günün son ışıkları bizi kutsarken salona girmeyi hak etmiştik.

Karanlık çöktüğünde varoşun son bakkalındaydık. Elimizde soğuk biralar…

© 2005 Tüm hakları Karga Reklamcılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.'ne aittir.