| Yazı:
Batur Kürüz |
|
Anadolu Dağcılar Birliği |

Yarıyıl tatilinden yeni dönmüştük, kafeteryanın
girişinde Cihan Akarsu’ya rastladım, beni tutup “dur
biraz” dedi;
“Seni birisinle tanıştıracağım; bak bu Şerif Selçuk
ODTÜ deki en yetenekli dağcı ”
Karşımda ben yaşlarda siyah saçlı şaşkın suratlı bir
genç duruyordu, bu şekilde tanımlanmak onu utandırmıştı.
Selam gibi birşeyler geveledi sonra konuşmaya başladık.
Yeni arkadaşım Şerif hakikatten diğerlerinden farklıydı,
ağabeyi İTÜ’de dağcılık kolu başkanıydı, üstelik
dağcılık ajanıydı (ilk duyduğumda çok komik gelmişti)
dağcılığa benden 1 yıl önce başlamıştı yani bu 2.5’uncu
yılıydı; üstelik ODTÜ dışında da dağcılar tanıyordu. Hoş
bende geçen sene ilk kez ODTÜ DKSK ile Trans Toros
yaptığımda Büdak’ lılarla tanışmıştım ama bunlar
farklıydı “BUNLAR GERÇEK DAĞCILAR”dı. Bu dağcılar ADB
diye bir yere üyeydiler, ODTÜ’de de birkaç ADB’li vardı
ama onları çok iyi tanımıyordu.
“ADB” Anadolu Dağcılar Birliği demekti. Sanırım geçen
sene o korkunç trans toros dönüşü MES ( Mustafa Engin
Seçkin ) bana bu dernekten bahsetmişti...
Bu
ADB’de Türkiye’deki bütün dağlara çıkmaya yetebilecek
kadar malzeme vardı. Süper malzemelerdi bunlar,
Almanlar vermişlerdi. Malzeme konusu beni çok
etkilemiyordu, çünkü geçen yaz arkadaşlarla İtalya’ya
sözde dil öğrenmeye gittiğimizde ben bir sürü malzeme
almıştım : tırmanış ayakkabılarım, kaskım, emniyet
kemerim, çekicim, sikkelerim, hatta bir ipim bile vardı
( bu malzemelere sahip olmak beni çok fazla içlerine
girmediğim ODTÜ’lü dağcılar arasında farklı bir konuma
getirmişti.)
Ama
Şerifin anlattıklarında en önemli ve heyecanlı şey
ADB’deki süper dağcılardı :. Ömer ve Recep adında iki
dağcı vardı ve bunlar Türkiye’nin en iyi dağcılarıydı.
Bir de Muzo diye birisi vardı O’da önemli bir yerin kış
çıkışını yapmıştı.
Bu
Ömer ve Recep’in sanki daha önceden görmüş gibiydim :
bir yıl önce MES bizi Hüseyin Gazi’ye götürdüğünde
sonradan adının peksimet olduğunu öğreneceğim bir
kayalık üzerinde yine sonradan adının “Hektor” olduğunu
öğreneceğim hatta bunun bir tırmanış rotası olduğunu
öğreneceğim bir “rota” üzerinde tırmanan biri uzun boylu
bir de kısa boylu iki adam görmüştüm ; MES aynen şöyle
buyurmuştu : “Siz onlara bakmayın, yaptıkları şeyler
doğru değil” – Uzun yıllar ODTÜ’lülerin ADB’ye bakış
açısı bu şekilde kaldı – Oysa bu iki kişi benim
kitaplarda gördüğüm gibi tırmanıyorlardı ve MES’i pek
inandırıcı bulmamıştım.
Benim bir çantam vardı : “Karrimor Totem Senior”, süper
bir çantaydı... geçen yaz dağ dönüşü MES sayesinde ODTÜ
DKSK’nın “efsane” hocası Tuğrul İlter’den satın
almıştım; Tuğrul Hoca Amerika’ya master yapmaya giderken
lütfedip eski çantasını bana 13 bin liraya satmıştı .
Bu para o güne kadar ailemden bir seferde istediğim en
yüksek meblağıydı. ( yıl 1981’di)
Totem Senior, alüminyum bir frame’e sahip “demirli
çanta” tabir edilen bir çantaydı, geçen yaz DKSK’ ya
takılıp dağa gittiğimde bu tür çantaların en üstün
çantalar olduğu öğretilmişti.
Oysa Şerif şimdi bana bunun yerine “Karrimor Alpinist”
adında bir çantanın en üstün çanta olduğunu söylüyordu.
Bu çantanın demirleri yoktu : aklım almıyordu ; nasıl
olur ? Ancak Şerif bu çantanın aynısından Ömer’de de
olduğunu söyleyince en azından ikna olmuş göründüm.
Bir
kaç gün sonra Şerif Alpinistine kavuştu ; Fransa’ya
giden Ağabeyi almıştı.
Çantanın şerefine o akşam ADB’ye gidilmeye karar
verildi.
Bugün için komik olan ancak o zaman için çok doğal olan
bir şekilde çantayı sırtlayıp Mülkiyeliler Birliğinin
yolunu tuttuk; (ADB’nin bir lokali yoktu ve ADB’li
dağcılar hemen her akşam burada buluşuyorlardı.)
İlk
tanıştırıldığım kişi Muzaffer Tıraş oldu ; bir dağcılık
derneğinde, üstelik en seçkin dağcıların olduğu dernekte
bu kadar şişman bir kişinin bulunuşuna hayret ettiğimi
hatırlıyorum. Yarım saat kadar sonra Ömer teşrif etti,
geldi yakınımıza oturdu. Şerif heyecanla Ağabeyinin ona
bu çantayı aldığını falan anlattı. Ömer pek etkilenmişe
benzemiyordu, Şerifi dinledikten sonra “ Önemli olan bu
çantaya sahip olmak değil, bu çantayı nasıl
kullanacağınız” gibi bir yorum getirdi .
Yıkılmıştık... Şerif, “tabii yapacağız,edeceğiz” gibi
bir şeyler geveledi ve sustu. Kısa bir süre sonra Ömer
kalktı, onun yerine Recep geldi.
Şerif aynı repliklerle ancak bu kez daha heyecansız bir
şekilde hikayesini bir kez de Recep’e anlattı. Recep;
“Gelin benle” dedi. Kalktık...
Recep bizi Mithatpaşa da Spot’ a götürdü. Spot, Julia
isimli bir İspanyol kadının işlettiği küçük bir
birahaneydi.
“Demek tırmanıcı olmak istiyorsunuz” dedi ... Sonunda
bizi anlayan biri çıkmıştı !
“O
zaman önce birer çift “Galibier Super Pro” ayakkabı
alın sonra Peksimet’e gelin; biz her hafta sonu
oradayız.”
O
dediği ayakkabıyı almadım ama yine de bir hafta sonu
peksimet’e gittim (Hüseyingazi’de) daha sonra ise ADB’ye
üye kabul edilene dek 1 yıl boyunca ADB’lilerle dağa
gittim. Sonrasında da onlardan biri oldum.
Anadolu Dağcılar Birliği bugün için dahi Türkiye’de
hiçbir dernekte olmayan özelliklere sahip bir dernekti .
Tüm tarihi boyunca Türkiye Dağcılık Federasyonu da dahil
olmak üzere Türk dağcılığına onun kadar olumlu etkisi
olmuş bir başka kuruluş daha yoktur.
ADB’nin hiç var olmaması durumunda bugünkü Türk
dağcılığının en az 5 yıl daha geride olacağını söylemek
pek de abartılı olmaz.
ADB
kuruluşundan beri kendine hedef aldığı dağcılığı
Alpinizm olarak belirledi ; teknik tırmanışı içermeyen
ve belli oranda challenge ( meydan okuma ) içermeyen
bütün çıkışları elinin tersiyle itti, hatta küçümsedi.
Bu radikal görüşüne karşın 80’li yıllarda ADB’nin tek
başına savunduğu bir çok anlayış bugün dağcılık
camiamızın çok büyük bir çoğunluğu için doğal edinimler
olarak kabul edilmektedir.
ADB;
1975 yılında Ankara da küçük bir grup ODTÜ’lü ve
Mülkiyeli öğrenci tarafından bağımsız bir dağcılık
kuruluşu olmak adına kuruldu.
İlk
genel kurulunda sayı tutturabilmek için yandaki kahveden
adam çağırıldı.
Bir
“dağcılık kulübü” değil, “Dağcıların birliğiydi.”
Tüzüğünün ilk maddesi “Üyelerine, kayada karda ve buzda
çağdaş tırmanışlar yaptırmak” tı.
Üyelik için, üç asil üye tarafından önerilmek, yönetim
kurulu tarafından kabul edilmek ve bir süreyi ön üye
olarak geçirmek gerekliydi ve bu kural her zaman
uygulandı.
70’lerin ve 80’lerin gergin siyasi ortamında politikayı
dernek içine sokmadı ve kapatılmayan bir dernek olarak
kalabildi.
Dernek olduğu için bilinçli olarak Türkiye Dağcılık
Federasyonunun (TDF) çatısı altında değildi.
Üyelerini derneğin üstünde tuttu. ( Bu konuda hala
Türkiye’de var olmuş tek kuruluştur.)
Tarihi boyunca hiçbir zaman hiyerarşik bir yapıyla
yönetilmedi; genel kurullarında seçim çekişmesi
yaşanmadı.
Başkan; sayman, yönetim kurulu üyesi vs. üstünlüğü,
hiyerarşisi olmadı.
Eski üye – yeni üye kavramları olmadı.
Teknikleri ve dağcılık bilgileri, deneyimleri daha fazla
olan üyelerin deneyimsizler ile beraber etkinlik
düzenlemesi adettendi.
Hiçbir üye hiçbir zaman, derneğin ortak malzemesini
kullanarak dağa gitmek için yönetimden izin almadı, ve
her zaman dönüşünde malzemeyi derneğe teslim etti.
Birbiriyle kavgalı üyeleri yoktu ( hoşlaşmayanlar
azınlık da olsa istisnai olarak oldu)
Üyeler arasında gruplaşma – kutuplaşma olmadı.
TDF’nin (Türkiye Dağcılık Federasyonu) “Reis”lik
şeklindeki katı kast yapısını ve Üniversite kulüplerinin
baskıcı yönetim yapılarını ve klüpleri bireylerin
üstünde tutmalarını eleştirdi.
TDF’nin bir klüp gibi yönetilmesine ve faaliyet
göstermesine açıkça muhalefet etti.
Tırmanış ve dağcılık kurallarının doğru olarak
uygulanmasını ve öğrenilmesini ve öğretilmesini savundu.
Dağlarda kişisel disiplin uygulamalarına ve ekip
liderliği – reislik – hocalık kavramlarına açıkça
muhalefet etti.
Teknik tırmanışları her zaman açık bir fark koyarak
diğer çıkışların üzerinde tuttu.
Gereksiz şatafattan ve reklamdan, abartıdan, medyadan
kaçındı.
Üyelerinin başarılarını abartmadı; yaptığı dağcılığı
dünyadaki emsalleriyle karşılaştırdı.
Yalnızca iki kez tırmanış temel eğitim verdi; eğitim
vermek gibi bir misyonu üstlenmedi.
İki
kez düzenlenen ve tüm üyelere açık dağ tırmanış eğitim
etkinliği dışında hiç tırmanış organizasyonu
düzenlemedi. Yapılan tüm tırmanışlar üyelerinin kendi
projeleriydi.
Üyelerini hiçbir zaman yalnızca ADB’lilerle tırmanışa
gitmeye zorlamadı.
Üye
sayısı hiçbir zaman 60’ı geçmedi. Bunların 30 kadarı her
zaman faaldi.
UIAA ( Uluslararası Dağcılık Kuruluşları Birliği)
gözlemci üyesiydi yani toplantılara ve çalışmalara
katılıyor ancak oy kullanamıyordu.
Tek
geliri üye aidatlarıydı; 1978 yılında Alman hükümetinden
aldığı malzeme yardımı dışında üyelerininkiler dışında
hiç bir bağış, ödenek, malzeme yardımı veya sponsorluk
almadı.
Üyelerinin % 70- 90’ını öğrenciler oluşturuyordu.
3
yıllık 4 bülten 1 teknik tırmanış kitabı bastırdı ve
bunların çok büyük bölümünü dernek dışına parasız olarak
dağıttı.
Resmen kapatılmasından sonra üyelerinin çok büyük bir
bölümü kendilerini yine ADB’li olarak tanıttılar kendi
aralarındaki ilişkileri aynı kaldı ve başarılarının
altına derneklerinin imzasını attılar.
ADB’nin üç evresi oldu : İlk yıllar :
1975- 1978
Altın
çağ : 1979- 1988
Son
dönem : 1989 -1995
Bu
üç evrenin dernek açısından ve üyelerinin yaptıkları
tırmanışlar açısından kalite ve yoğunluğu paralel
değildir.
İlk
yıllarda gerek derneğin dağcılık camiasındaki etkisi
gerekse yapılan çok az sayıdaki ilk çıkış derneğin adını
duyulması için yeterli değildi. O yıllara damgasını
vuran kişilik derneğin kurucusu Yalçın Koç’tu. Yalçın
Koç bu yıllarda idealleri ve tekniğiyle çağdaşı
dağcılardan çok ileri bir görünüm sergilemekteydi.
Parmakkaya güney yüzünde çakılı olan ilk sikkeler Yalçın
Koç’a aitti. O tarihlerde Türk dağcıları henüz hiçbir
teknik rotada varlık gösterememişlerdi. Yalçın Koç ise
en azından Parmakkaya’ yı yazın ve kışın iki kez
deneyerek üst bölüme erişebilecek kadar teknik tırmanışa
konsantre olmuştu. ( 1970’lerin sonlarında dünyadaki en
güç kaya tırmanış derecesi VII dereceydi –
Parmakkaya’da en zor pasaj VI dereceydi... O tarihlerde
Yalçın Koç kaya tırmanış ayakkabısına sahip olan tek
Türk tırmanıcıydı...)
Yalçın Koç ilk dönemin sonunda Reşko’nun ilk kış çıkışı
sonrası çıkışın şaibesi karşısında ADB’yi de dağcılığı
da sonsuza kadar terketti.
Altın çağı açan bir anlamda Yalçın Koç’un güçlü
karizmasının gölgesi altından çıkan çok az sayıda üyenin
kendi rüştlerini ispatlamaları kadar o günler için
hayati sayılan Alman hükümetinden ayarlanan malzeme
yardımıdır.
Artık ADB’nin 9 kişiyi tam teçhizatla dağa
çıkartabilecek kadar malzemesi vardı. Bu dönemde o dönem
için çok üstün çıkışlar yapıldı. İlk kez Türkiye’de bir
Kuzey Duvarı ; Direktaş Kuzey Duvarı, Recep Çatak ve
Ömer Tüzel tarafından 1980 yılında tırmanıldı. Bu çıkış
sadece ADB için değil aynı zamanda Türk dağcılığı için
de bir dönüm noktasıydı. İlk kez bir duvar
tırmanılıyordu ve bu deneyim sonradan ADB dağcıları
tarafından tüm Türk dağcılarına iletildi.
Bu
dönemde Reşko Kış çıkışı bu kez Muzaffer Özdemir ve
Hakkari ajanı Kemal Çapa tarafından tekrarlandı; Yalçın
Koç’un çıkışı ilk değilse dahi bu çıkış kanıtlanmış bir
çıkıştı. 1100 metrelik Reşko Kuzey-Batı duvarı DAV (
Alman Dağcılık Birliği) dağcılarıyla beraber
tırmanıldı. Reşko’nun yanısıra belli başlı dağların da
ilk kış çıkışları yine ADB’li dağcılar tarafından
gerçekleştirildi. ADB bu dönemde tüm Türk dağcılığının
bayraktarı durumuna gelmişti. Her platformda görüşlerini
büyük bir güçle savunabiliyor, etkisi herkesçe kabul
görüyordu.
Recep Çatak’ın Ağrı’da ölümü ve Ömer Tüzel ve Batur
Kürüz’ün bu yıllarda Ankara’dan ayrılmaları bir anlamda
Altın çağı noktalayan olaylar oldu. ( bu konudaki bir
başka görüş ise ADB’nin o yıllarda radikal kimliğinden
ödün vererek, trekking’i de dağcılıktan sayması ve
varlığının nedeni olan radikal görüşünü bir ülçüde
sulandırmasıdır.)
Sonrasında iki kez ADB İstanbul şubesi kurulmaya
çalışıldı ancak başarısız olundu : İstanbullu dağcıların
pek azı ADB’nin ilkelerine saygı gösteriyordu. Bunun
yanı sıra, bu kuruluş çabasında Ankara da ki efsanevi
başkan Muzaffer Tıraş’ın derneği bunca yıl ayakta tutan
politik kıvraklığı da bulunmuyordu.
Yine de İstanbul şubesinin kısa ömrü süresince ve
sonrasında ADB’nin Türk dağcılığında çok önemli bir
sıçramaya yol açan tırmanışlarının öncülüğü artık
İstanbul ADB tırmanıcılarının tekeline geçti. İşte
ADB’nin son dönemine damgasını vuran, hala güncelliğini
yitirmemiş olan bu tırmanışlardır.
1995 yılında ADB ilgisizlikten ötürü dernekler masasınca
kapatıldı : 2 yıldır genel kurul yapmıyordu. Resmi
nedenlerin gerisinde ise ADB’de, bir anlamda misyonunu
tamamlamış olmanın verdiği huzur ve ataletsizlik vardı.
Artık teknik tırmanışlar Türk dağcılık camiasının büyük
bölümünce “ uygulanmasa” bile “lanetlenmiyordu” artık
tırmanıcılar dağlara 2-3 kişilik gruplar halinde
serbestçe gidebiliyor; bu durum ait oldukları klüpten
atılmalarıyla ( geçmişte ODTÜ DKSK’da yaşandığı gibi)
sonuçlanmıyordu.
ADB
tüm kısa tarihi boyunca bunlara benzer ilkeleri Türk
dağcılığına mal etmeye çabalamış ve kendi dinamikleri
tükettiği bir dönemde belki de gerçekten bu amacında
yine tek başına başarılı olmuştu.
Kimse bunun farkında olmasa dahi...
ADB
üyelerinin önemli çıkışları :
1975 – 1978
Kaldı ilk Kış çıkışı
Suppadürek Kuzey Duvarı ilk Türk çıkışı
(
Parmakkaya’da iki deneme)
1979-1988
Kızılyar Kuzey Batı buz kulvarı ilk Türk çıkışı
Direktaş Kuzey Duvarı ilk Türk çıkışı
Reşko ilk Kış çıkışı
Ağrı, 2.-3-.4.Kış çıkışları
Kızılkaya ilk Kış çıkışı
Verçenik ilk Kış çıkışı
Demirkazık Kuzey- Batı sırtı ilk Türk çıkışı
Reşko Kuzey- Batı Duvarı çıkışı
Suppadürek Kuzey Duvarı 2. ve 3 çıkışları
Emler ilk Kış çıkışı
Direktaş Kuzey Duvarı 2. çıkışı
Direktaş ilk Kış çıkışı
İt
oturumu Kuzey yüzü ilk Türk çıkışı
Lahitkaya Kuzey Duvarı İlk Türk çıkışı
Demirkazık Kuzey- Batı sırtı 2. çıkışı
Toplam 5 kez Demirkazık Kuzey Duvarı denemesi
1989 -> 1995
Direktaş Kuzey Duvarı 3.ve 4. çıkışları
Parmakkaya Güney yüzü ilk Türk çıkışı
Güzeller Kuzey Yüzü ilk Türk çıkışı
Kaldı Kuzey Duvarı İlk Türk çıkışı
Demirkazık Doğu Duvarı ilk Türk çıkışı
Direktaş Kuzey, Direttissima ilk Türk çıkışı
Eznevit Kuzey ilk Türk çıkışı
1995->
Kocasarp Kuzey ilk Türk çıkışı
Tranga Kuzey ilk Türk çıkışı
Vayvay kuzey ilk Türk çıkışı
Demirkazık Kuzey Duvarı ilk Kış çıkışı
Kızılyar Kuzey Duvarı yeni rota
Çağalınbaşı Kuzey duvarı yeni rota
Torasan Kuzey Batı Duvarı ilk çıkışı
Tepesidelik Kuzey Duvarı ilk çıkışı
Çanağın Lordu Kuzey Duvarı ilk çıkışı
Torasan Güney doğu Duvarı ilk çıkışı
Vayvay Kuzey Duvarı ilk solo çıkışı
Çıkışları gerçekleştiren üyeler :
Yalçın Koç
Hüseyin Özbek ( Captain)
Kaşif Aladağlı
Fikret Gürbüz
Recep Çatak ( Keskin)
Muzaffer Özdemir (Muzo)
Ömer Tüzel
Enver Yıldırgan (Albay)
Seyhan Çamlıgüney
Halil Alpay
Yüksel Kuranoğlu
Batur Kürüz (Bobo)
Salim Kayhan
Ümit Genç (Ras)
Bünyat Dinç
Rıfat Başar
Emre Altoparlak
Doğan Palut ( Dodo) |