Ana Sayfa Kimiz Biz Elemanlar Fotos İndir Makaleler Mail'ine Bak Linkler Satış Yerleri Bize Ulaş
Yazı: Öztürk Kayıkçı

Elbe Irmağı'nın Kenarına Oturdum Ağladım


 

 

 

No 32 Schmilka. Dogu Almanya’nın Cekoslovakya sınırındayım. Kırk hanelik bir köyde bu adresi bulamamam imkansız herhalde. Evi buluyorum. Kapıları ardına kadar açık ve hiçbir zaman kilitlenmeyen Mike ve Annet’in evindeyim. Ağır bir muhabbetten sonra kayalara koştuk. Yıllardır merak ettiğim kumdan kuleler. Bu gördüğüm en özel tırmanış bölgesi. Kulelerle yarışırcasına çam ormanları. Gerçek bir tırmanış kültürünün içindeyim. Üç kuşak birlikte tırmanıyor. Anneler tırmanışa başlamadan önce iki ağacın arasına hamak gerip çocukları uyutuyorlar. Babalar 5’er 10’ar  metrelik düşüşler yapıp bir iki fırt biralarından çekip tekrar rotaya giriyorlar. 1800’lerden bu yana bu kulelerde tırmanış yapılıyor. Bölgenin tırmanışa ve insanlara çok şey kattığı ortada. Meydan Larousse kalınlığındaki rehber kitaplarına bakıp bir rota seçtim. Rota tanimi; 25 metre, 2 bolt. Bacaklarim rock and roll yapıyor. Elim terledikçe magnezyum almak için toz torbama uzanıyor ve havayı kapıyor(havadaki nemi kayaya topladığı ve tutamakları kayganlaştırdığı için magnezyum kullanmak yasak). Aşağıdakiler görüntüme bir hayli eğleniyor. Güresçi tekniğiyle rotayı bitiriyorum. Daha öncede Karataş yazısında belirttigim gibi saksonyalıların stili biraz farklı. Kumtaşının kırılgan yapısını mümkün olduğunca korumak icin kati kurallar konulmuş. Kaya yapısına da alışmak gerekiyor. Rotaları aşagıdan yukarıya boltluyorlar. Çatlaklara perlon düğümü veya yardımcı ip sıkıştırarak emniyet alıyorlar. Takoz ve friend bu yumuşak kayaya zarar verdiği için yasak. Bazen de laz müteahhit yapısı kum saatlerinden emniyet alıyorlar. Saksonyada tırmanılan 1099 kule ve bunların üzerinde 15.000 ila 20.000 rota mevcut. Rotaların çoğunluğunu çatlaklar ve bacalar oluşturuyor. Şoyle bir atasozleri de var: “Gerçek bir sakson asla bir baca veya çatlak rotasından düşmez”..... (Baca ve çatlak rotalarında bolt kullanılmıyor).

Hafta sonları tırmanışa gidiyor hafta içi ise 150 metre yüksekliğindeki bir Elektrik Santralinin demir borularını, ip inişi yaparak makinelerle temizliyoruz. Bir haftasonunda Mike’in evinden 10 dakika uzaklıkta olan Cekoslovakya sınırını geçmeye karar verdik. Sınırı geçtikten hemen sonra ucuz Çek tırmanış dükkanları var. Şengen vizesiyle Alman sınırını kolayca geçip arada kalan 500 metrelik serbest bölgeden sonra Çekoslovakya’ya geldim. Türk olduğumu bir anda unutarak pasaportu gösterdim. Vize almam gerektiğini söylediler. Geri dönmek zorundaydık. Alman sınırına geri döndük “durrr” dediler, “buraya bir daha giremezsin”. “Bir sorun mu var?”. Tek girişli şengen vizemle Çekoslovakya’ya girdiğimi zannederek beni geri almamaya kararlıydılar. Yarım saatlik bir konuşmadan sonra onlara Çekoslovakya’ya girmediğime ikna etmiş olmalıyızki  serbest bölgeyi terk edip tekrar Almanya’ya dönebildim. Of be ozgürlük.....

Ertesi hafta Mike sınırı geçmek için yeni bir deneme yapmayı önerdi. Çekoslovakya’da mükemmel kayaların ve çatlakların olduğunu ve arkadaşlarının orada bir kuleden digerine atlayacağını söyleyince ağzım sulanmaya başladı. Paslanmış ve gıcırdayan Doğu Alman yapımı bisikletlerimizle Elbe nehrinin diğer kıyısında bulunan paslanmış boltlara doğru yola koyulduk. Çek sınırına yakın bir yerde bisikletleri bırakıp ormana daldık. Bir sınir taşı gördüm. Bir tarafında C diğer tarafinda D yazıyor. Etrafa bakınıp atladım. Ormanda yükseldikçe rahatladım. Muhteşem Edelweiss kulesine ulaştık. Çekoslovakya'dayım! Güvende olduğumu bilsem de gözlerim üniformalıları arıyor. Almanya’dan 10 kadar tırmanıcı geldi. Edelweiss kulesine atlamak için istasyonları kurdular. İki kişi iniş yaptı, üçüncü kişi de köprü gibi diğerlerinin bacaklarından tutunup öne doğru uzandı . İçlerinden en hafif olanı da köprü işlevi gören üçüncü kişinin üzerinden yürüyerek Edelweiss kulesine atladı. Kuleden kuleye atlayışların dereceleri var. 1 kolay, 2 orta, 3 zor 4 extrem. Tırmandığımız her gün yeni bölgelere gidiyoruz. O kadar çok bölge var ki buna can dayanmaz. Bir gün 15-20 metrelik kulelerin olduğu bir bölgeye gittik. Mike fotograf çekmek istedi. Yedi aylık hamile olan Annett emniyetimi alıyor. 20 metrede 3 bolt var. Bolttan 4-5 metre yukarıda korktuğumu söyledim, düşersem çocuğa zarar vereceğimden korkuyordum(ben duşersem çocuk da düşecek). Mike çok normal bir şekilde “yok yok, sorun değil, zaten düşersen yumuşak duşersin, bir şey olmaz” yanıtına Allah ne verdiyse yükseldim. Daha sonra Saksonyanın en sağlam bölgesine gittik. Çevrede birkaç rota denedikten sonra önceden gözüme kestiğim 8+ lık bir köşeyi denemek istedim. Bizden önce gelmiş olan Çek’ler ilk klibi ekspresi bir sopaya bağlayıp uzatarak yapmışlar. Bu spor tırmanışında normal olabilse de Saksonya da yapay tırmanış giriyor ve pek sevilmiyor. Mike sopaya basıp kırdı ve “pardon, yanlışlıkla oldu” diyerek adamlara şaka yoluyla tavrını koydu. Buradaki bölgeyi korumak için insanlar etiklerine çok bağlı ve bu bazen sert olmalarını gerektiriyor.

Neyse, sıra bana geldi. Rotanın dibi oldukça kalabalık, marihuana ve bira içen saksonlar Türkiye’den geldiğimi duyunca nasıl tırmanacağımı daha da merak etmeye başladı. Rotanın ilk boltu 6 metrede ve bu en zor yerinin ortasında..... Ekspresi takmayı başarıyorum ama tekrar aşağıya tırmanıp ancak beşinci denemede ipi exprese geçirebildim. Herkes heyecanla olanları izliyor. Nerdeyse benden daha heyecanlılar. İlk klip gerçekten çok tehlikeli bir yerde. Neyse. Yükseldim ve 2’nci klibi bolta takamadan düştüm, hızla yere yaklaşıyorum, haydi hayırlısı, 10 metrenin üzerinde bir düşüşle ayaklarım hafifçe yere değdi. Emniyetçi beni geçti, havada asılı duruyor. Gerçekten Mike’a güvenim sonsuz. Çok iyi emniyet alıyorlar. Kendilerini asla bir yere bağlamıyorlar, aksine, kendilerini havaya fırlatıyorlar ve böylece tırmanıcı düştüğünde biraz daha fazla mesafe yapsa da gerçekten yumuşak iniyor. Biraz bira içtikten sonra rotayı bitirdim. Bu adamların neden bu kadar bira içtiklerini şimdi anlayabiliyorum. Bu düşüşler ancak iyi bir motivasyonla olabilir (biraaa). Gerçekten ınsanı ilk bakışta yoracak kadar sert etikleri ve kuralları var. Fakat bölgelerde dolaşıp kulelere tırmanmaya başladığımda bunun nedenlerini anlayabiliyorum. Hafta sonları binlerce yürüyüşçü ve tırmanıcının ziyaret ettiği bu bolgelerde çöple karşılaşmanız imkansız.

200 yıldır süregelen bir tırmanış etiği bununla birlikte arkadaşça bir ortam var. Avrupa’da özellikle Fransa’daki tırmanış bölgelerini dolaştıktan sonra(insanların soğukluğu, kayaların ve çevrenin tahribatı vb.) tekrar dönmek istediğim tek yer Elbsandstein.


© 2005 Tüm hakları Karga Reklamcılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.'ne aittir.