Ana Sayfa Kimiz Biz Elemanlar Fotos İndir Makaleler Mail'ine Bak Linkler Satış Yerleri Bize Ulaş
Yazı: Murat Kandi

Eznevit - Kuzey Duvarı İlk Çıkışı


 

 

Gece, çok soğuk geçti. Fırtına da artık sıradan hale geldi. Sabah saat 7.00'da kalktık. İştahla kahvaltımı yaptım. Şimdiye kadar dağda hiç iştahsızlık sorunu yaşamadım. Hatta çadır arkadaşlarımın da iştahını açtığım söyleniyor.

İkinci neskafemi içip, saatin biraz geçmesini ve soğuk havanın, az da olsa, yumuşamasını bekledim, Yoksa donmuş karabinaları, takozları elle tutup da kolona takmak hiç de vücudun arzu ettiği bir eylem biçimi olmuyor böyle dondurucu havalarda.

Saat 11.00'da Ebruyla birlikte aşağı, Eznevit Kuzey Duvarı'nın girişine doğru yola çıktık. Ebru duvar tırmanışının başlangıcında da olsa birkaç fotoğraf çekecekti( Tabi çektiği diaların fotoğraf makinasıyla birlikte Niğde de kaybolması üzücüydü ikimiz içinde). Rotanın altına yaklaştık. Ebru bekledi. Duvarın altındaki  sert eğimli kardan yükselmeğe başladım. bitti. Hazırlandım ve saat 12.00'ı gösterdiğinde tırmanışa geçtim.

7-8 metre kar ve kayadan yükseldikten sonra esas kaya pasajına geldim. İpe girmem gerekiyordu. İpi açtım istasyon aldım üzerimde her zamanki 24-25 kiloluk ağırlık vardı. Tırmanışa geçtim. 40 metre kadar yükseldim ve rotanın üzerinde sağa yönelen bir kapalı çatlaktan istasyon aldım. İnip malzemeyi topladım ve çantayı sırtlayarak geri çıktım. İp 10.5mm olduğu için ikinci çıkışta T-blok gayet verimli çalışıyordu.

Yalnız, ağır gittiğimi fark ettim. Rotanın başlangıcında iki ip boyu emniyetli gideceğimi, sonrasında ise uzun bir süre free olarak devam edebileceğimi hesaplamıştım ama bu iki ip boyu uzun süreceğe benziyordu.

İpi ayarladım ve ikinci ip boyunu tırmanmaya başladım. Sağa doğru kısa bir traversten sonra dik yükseldim 5 derecelik bir yer sayılırdı ama bacamsı ve sağ tarafta plastik ayakkabı için pek bir basamak yoktu. 5-6 metre yükseldikten sonra 3-4 metrelik bir kar kulvarına geldim. Kulvarın sonunda 5-6 metre yüksekliğinde open book tarzı, solu negatif, sağ tarafı ise 90 derece eğimli, tutamak ve basamaktan yoksun, siyah akıntılı, 6 derece zorluğunda bir yüzey vardı. Yükselirken kardan kayaya çıkmak oldukça zor oluyor. Genellikle kayalara bitişik karlar yumuşak olur. Bu yüzden son adımı biraz uzun atmak gerekir. Kaya pasajının girişine geldim. Takoz takmak için bir kaç yer denedim, zayıf da olsa belki tutar diye, olmadı. Yükselmeye karar verdim bir hamle bir kaç hamle daha. Artık yukarıdaki kar kulvarına iki üç hamle daha kalmıştı ama sağ tarafta basamak yoktu  ve plastikle friction yapmak hele bu dondurucu soğukta imkansızdı. Riske atmak istemedim. Hamlelerimi geri aldım ve başlangıca, nispeten rahat olan yere geri indim.

Bunlarla uğraşırken sol tarafımda çürük ama eğimi düşük ve tutamakların bol olduğu bir yer gördüm. Sonrasında, sağa geçişte nispeten kolay gözüküyordu. Kar kulvarına geri inip o çizgiyi denemeğe karar verdim. Tekrar zor bir kardan kayaya geçiş işlemini gerçekleştirdikten sonra çürük pasajın altına geldim. Ne yazık ki orda da bir süre emniyet noktası aradıktan sonra başarısız olunca çok ince bir çatlağa mikro bir takoz takıp yükselmeğe başladım. Hafiften bir sırt olduğu için sağından ve solundan tutunarak yükseldim ama duvarda her zamanki yanılgılardan birine düştüğümü çok geçmeden fark ettim. Eğimli yerlerde durduğumuzda insan oğlunun denge duyusu kayboluyor ve eğimler hakkına yanılma olasılığı artıyor.  Evet pozitif eğimli olarak gördüğüm, şuan üzerinde bulunduğum yer 90 derece, dik, hatta biraz negatif bir yüzey bile sayılabilirdi. Üstelik bu, sürekli düşmemeğe  dikkat ettiğim bir yanılgı biçimiydi. Tam bunun farkına varmışken, aniden sol  ayağım kaydı ve şans eseri pençenin kaydığı yere topuğum takıldı. İki elimde yatay ve sağlam tutamakta değil yanal tutamaktaydı ve üstelik çürük bir kütleyi tutuyordum. Sağ ayağım misketin yarısı kadar bir noktaya basıyordu. Biran adrenalin beynime fırladı, kendi kendime ''Durumu kontrol altına al'' telkininde bulundum'' Zaten senin tırmanışların, free soloların bu adrenalini kontrol etme yeteneğin sayesinde olmuyor mu?'' diye ekledim. Bunlar, belki saniyenin onda biri kadar bile sürmedi. Üç metre   altta taktığım tek ve son takoz hiçte güven vermiyordu. Geri inmeğe karar verdim. Hamlelerimi teker-teker geri aldım ve nihayet  takozu taktığım yere geri inebildim  ve rahat bir nefes aldım.

Önümde tek bir yol kalmıştı az önce denediğim yerden çıkacaktım. Takozu diğer taraftan çıkarmayışım iyi olmuştu. En azından düşüş anında yerinden fırlasa bile hız düşürücü etkisi olabilirdi.

Bu defa karla kayanın birleştiği yeri kazıyarak tam oturmasa da bir takoz takacak yer buldum ve tırmanmaya başladım. Az öncesinde geldiğim yere kadar bu defa daha rahat yükseldim. Gene aynı durumdaydım ve bu durumdan çıkış pozisyonunu sol yüzeyde, ince bir kenar çizgi bularak yakaladım. Yükseldim, iki hamle daha ve kar kulvarına geldim. Genelde parmakları cırt-cırtla açılıp  kapanabilen yün eldivenlerle tırmanıyorum ama ince tutamakları eldiven elimdeyken tutamadığımdan, böyle yerlerde eldiveni komple çıkarıp tırmanmak  zorunda kalıyorum.

Biraz yükselince, önüme iki tırmanış hattı çıktı. Sağda bacamsı bir çizgi devam ediyordu solda ise sert bir yüzey. Ama rotanın devamı sol taraftaydı.  Önce sağdaki bacamsı yerden yükseldim, 5, 5+ derece zorluğunda bir yerdi. Sonra 6 derecelik bir traversle sola, kar kulvarına geçtim. Kazmayı emniyet kemerimden çıkardım ve yükselmeye başladım. 4-5 metre yükselmiştim ki ipin engellemesiyle durmak zorunda kaldım. Evet, ipin solo tekniğinde serbest bırakılan ucu gelmemekte inat ediyordu. Bir kaç defa denedim, sağ, sol. Çektim, bıraktım, bir daha çektim. Iıh, bana mısın demedi. Sağa sola bakındım. Kesinlikle istasyon alınacak bir  yer yoktu. Çatlak değil neredeyse ince bir çizgi bile yoktu kayalarda. Zaten gözüme kestirip gitmek üzere olduğum yerde, sadece bir kaç çatlak gözüküyordu, oraya da nereden baksan bir yedi sekiz metre mesafe vardı. Başka çarem kalmamıştı. Kramponun birini çıkarıp kara gömdüm. İpi, prusikle bağlı olduğu üzerimden çıkararak, kaçmaması için karabinayla, kara gömdüğüm krampona taktım ve free olarak yükseldim, kar kulvarı 5-6 metre daha devam ediyordu. Sonrasında 3-4 metrelik 5 derece zorluğunda  bir kaya pasajını tırmanarak  çatlakların yanına vardım. İlk takozu takıp kendimi emniyete aldım. İki takoz daha, ve bağlantılarını perlon harcamamak için ekspreslerle kurdum. ikisi büyük takoz olunca güven ortamı doğmuş oldu. Esas iş şimdi başlıyordu. Şimdi bütün perlonlarımın düğümlerini çözüp, tek kata indirip birbirine bağlayarak uzatıp, ipe ulaşmalıydım. İşe koyuldum. Kolonumdaki perlonu açtım. Boynumdaki halka perlonun düğümünü çözdüm. Birbirine bağladım ve inişe geçtim ipin yanına kadar geldim. Bir-birine kavuşturamıyordum. Üzerimde bir tek ekspres kalmıştı onu perlonun ucuna taktım. İpi son gücümle çekerek zorlukla da olsa sonunda perlona bağladım.

Prusikle aşağı indim ve istasyona geldim ipin neden takıldığını merak ediyordum. Baktım. Lanet olası ip, karabinayla istasyona astığım çantaya takılmıştı. İpi çözdüm. Çantayı topladım ve yukarı tırmanmaya başladım. Hava giderek dondurucu olmaya başlamıştı. Malzemeleri toplayarak istasyona çıktım. Yemek ve su molası verdim. Saat üç buçuğa gelmişti. Bu iki ip boyu tam tamına üç buçuk saatimi almıştı. Çok vakit harcamıştım ve önümde daha tırmanılacak rotanın iki ip boyu hariç, tümü duruyordu. Tüm malzemeleri topladım, yerine taktım, ipi de toplayıp çantaya koydum. Kar kulvarından yükselmeye başladım. Şu anda üzerinde bulunduğum rotanın devamı, neredeyse hiç bir yerinde yukarıya kadar bivak  yeri olmayan sert bir rampadan oluşuyordu. Yazın baktığımda eğimin sertliğinden dolayı, hiç bir yerinde çarşak tutunamamış, çıplak kayadan oluştuğunu görmüştüm. Kış tırmanışı için en büyük tehlikesi de sert eğimli çıplak kaya üzerinde karın tutuşuyla ilgiliydi. Karla kaplı yerlerin üzerine çıktımda, karın kaya üzerinde tutunamayıp komple aşağı inme olasılığı vardı. Açıkçası bu rota için en büyük kaygımı bu oluşturuyordu.

Sert karda yukarı doğru kazma ve kramponla tırmanmaya başladım. Üzerinde bulunduğum kar kulvarı daralarak ince bir  çizgiye dönüştü ve arkasından başka bir kulvara bağlandı. Zaman-zaman eğim kısa pasajlar olmak üzere 75-80 dereceye yaklaşıyordu. Ama korktuğum pek başıma gelmedi ve kar sağlam çıktı.

Tekrar sonu kaya pasajına bağlanan bir kar kulvarına girdim ve yükseldim. Başta karın eğimi 60-70 derece civarındaydı ama kaya etabına geldiğimde kendimi 90 dereceye yakın bir kar ve kaya karışımının üzerinde buldum. Sağ tarafı kapalı negatif, sol tarafı ise ayak açısından zayıf bir yüzeyden oluşan 7-8 metrelik bir pasaj. İstasyon kurmak için önümdeki takoz takılabilecek yerleri denedim ama sadece zayıf ve aşağı doğru çekeri olan tek bir takoz takabildim. Yarım metre kadar yükselip baktım, takoz yeri yoktu. Geri indim. Artık hava kararmıştı ve ayak yerini görmekte zorlanıyordum. indiğim yerde sağ ayağım karda açtığım izde rahattı ama sol ayağım için kayada koyacak bir yer bulmakta zorlanıyordum. Dikkatle çantamı sırtımdan öne doğru eğip üst cebinden lambamı çıkardım. Yanmadı. Cebime koyduğum yedek pilleri çıkarıp, karanlıkta karışmasın diye bir-bir eskileri çıkararak yerine yenileri yerleştirdim ve yaktım. İkinci bir sorun daha çıktı. Basit bir darbede lamba kapandı. İkinci bir darbeyle yakmak zorunda kaldım. Etrafıma bakındım. En son istasyonu topladığım yerden neredeyse 250 metre kadar yükselmiştim ve bivak atmak için oraya doğru iniş yapmak ölümcül tehlike taşıyan tuzaklarla doluydu ve göze alamazdım. Durduğum pozisyon için enerji harcıyordum. Rahat değildim ve uzun süre bu pozisyonda kalamazdım. Önce kendimi sağlama alma çabasına girdim. Sağ tarafımdaki 20-25 derece negatif yüzeyin altında biraz boşluk bırakarak yükselen ve benimde sağ ayağımın üzerinde bulunduğu kar kütlesi 70-80 santimetre uzunluğunda 20-30 santimetre eninde ince bir sırt oluşturuyordu. Sırtımı kayaya dönüp zorlukla kar sırtının üzerine oturdum. Sol ayağımı karla negatif yüzey arasındaki boşluğa salladım ama kafamı dik tutamıyordum, çünkü negatif kaya yüzeyi engel oluyordu. Kazmamı önümdeki kara sapladım. Sonra çantamı dikkatle çıkardım ve karabinayla kazmaya taktım. İpi çantadan çıkardım ve kardan soğuk geçmesin diye altıma koydum. Artık havanın çok soğumuştu, öyle ki hangi metal malzemeye dokunsam parmaklarıma yapışıp kalıyordu.

Kötü bir pozisyonda, sağa, uçuruma doğru eğik oturuyordum. Bu durumdan kurtulmak için altımdaki karı kazarak birazını atıp ve  oturduğum seviyeyi düşürdüm. artık oturduğum balık sırtı şeklindeki yerde iki bacağım sağa sola salınırken en azından kafamı dik tutabiliyordum. Az da olsa rahatlamıştım. Su içip bir şeyler atıştırdım ve durum değerlendirmesi yaptım. Bulunduğum pozisyonda geceyi geçirmek neredeyse imkansızdı hiç bir emniyet noktası yoktu. Bivağa girmem zordu, Girsem bile eğer uyku tutar ve dengem bozulursa düşme tehlikesi geçirebilirdim. Üzerimde termometre yoktu ama metal malzemelere dokunurken parmaklarıma yapışma hızından, Aladağların nadir soğuklarından biri olduğunu tahmin ediyordum. Çantamda uyku tulumum vardı ama bulunduğum pozisyonda onu pek kullanma şansım yoktu. Sağa sola tekrar bakınırken  negatifle yüzeyle kar arasında kalan boşluğun alt taraflarında kum saati olabileceği izlenimi veren bir delik gözüme çarptı. Omzumdan perlonu çıkardım ve eğilerek kazmanın sapıyla deliğin için doğru itmeye başladım. Eğilip aşağı, deliğin çıkışına baktım ve perlonun dışarı sarkmış sarı ucunu görünce biran içimin ısındığını hissettim. Evet, ben bu balık sırtı kar parçasına mahkum değildim ve tırmanışın gece gündüzü yoktu. Tırmanış başlar ve bitene kadar devam eder. Havanın kararması, özellikle kışın, kar beyazının oluşturduğu aydınlıkta, tırmanışımı bitirmeme engel olamazdı. Tırmandığım yüzeyleri aydınlatacak fenerim de vardı. Ayrıca şimdiye kadar 11 tanesi free-solo olmak üzere, yirmi beşin üzerinde duvar tırmanışımdaki başarı, daima kontrollü bir tırmanış yaptığımı gösteriyordu. Bu kadar çok sayıda ilk kış ve yaz tırmanışımda hiç bir kaza geçirmeyişim veya düşmeyişimin sebebi artık şans olamazdı.

Önümde toplam 7-8 metre olması gerekirdi. Yeniden hazırlandım. İpin ucunu kum saatindeki perlona, sekizli düğümle bağladım. Pasaj çok zor sayılmazdı ama sol yüzeyde basamak olmayışı ve tutamakların sadece ince çizgilerden oluşması kış koşullarında plastik ayakkabı... Soğuk daha da keskinleşmeğe başladı. Ellerim kayanın üzerinde  tuttuğum yerlere yapışıyor ve bir dahaki tutamağı tutmak için, elimi kayadan çekerek ayırmak zorunda kalıyordum. İki metre kadar tırmandıktan sonra takoz takılacak bir yer buldum. Hemen. Ne oluyordu? takozlar da elime yapışıyordu. Bir metre daha yükseldim. İki takoz yeri daha bulunca artık bu rota benim için en güvenli yer haline gelmişti. Taktığım son takozların verdiğin güvenle kararlı bir şekilde bir iki metre yükseldim ve sağdaki yüzeye tutunarak dik eğimli bir kar kulvarına girdim. Yön olarak sağa gitmem gerekiyordu ama sağ tarafta emniyet alıp istasyon kuracak kaya yoktu. Zorunlu olarak sol tarafta gözüken kayalara doğru yükseldim. 50 metrelik ip bitmek üzereyken, çürük bir kaya bloğunun yanına geldim. Bir süre aradıktan sonra iki takoz takabileceğim sağlam sayılacak bir yer buldum ve istasyon aldım. Sola doğru yükseldim. Bir köşeye geldim. Çok güzel bir bivak yeri görünce aşağıda bivak atmadığıma  şükrettim. Artık bivak yerini garantilemiştim. Geriye, fazla bir mesafe kalmadığını düşündüğüm zirveye doğru, rotanın devamını bulmak kalmıştı. Ayak üstü tuvaletimi yapıyordum, O sırada ışığı tasarruf amacıyla kapattığımda, karşımda, sağ taraftan yukarı doğru yükselip ve sırtta korniş yapan kar kulvarını gördüm. Deminden beri lambanın ışığı uzağı görmemi engelliyormuş. O an bu işin bittiğini ve geceyi çadırımda geçireceğimi anladım. Mesele sadece zaman meselsiydi. İstasyona doğru dikkatle bir travers atmak zorunda kaldım. Prusikle ipe girdim, aşağı indim. At sırtı karın üzerinden çantamı aldım son bir defa at sırtı kara bakıp geceyi orda Geçirmediğimden dolayı sevinçli olarak yukarı doğru, tekrar malzemeleri toplayarak devam ettim. Yukarıda, istasyonu topladım. Bu işlemlerin hepsini olağan üstü bir dikkatle yapıyordum. Üzerimde bulunan malzemelerden herhangi birinin elimden kurtulup aşağı kayması hayatımın kaymasıyla eşdeğerdi. Üzerimde yeterince ağırlık olduğundan hiç bir malzemenin yedeğini taşıma lüksüne sahip değildim. Kazma, krampon, ip, su koyduğum termos, fener, eldiven, bivak,yarım kilo kadar yiyecek. Bunlardan tek bir tanesini, değiştirme veya yere koyup alma esnasında elimden kaçırırsam (özellikle ip, kazma, krampon) tırmanışa devam etmem veya aşağı inebilmem tehlikeye girer ve bölgede, kışın, Eznevit gibi duvarlardan beni kurtaracak kimse olmadığı için de, bunu düşünmek bile istemiyordum. sırta doğru travers attım. Tam sırtın üzerindeki bir karın bir iki metrelik bölümü çok yumuşaktı bu yüzden diğer elimi de kara gömerek ikinci bir kazma gibi kullanarak geçmek zorunda kaldım. Arada, bir kulvar daha vardı ve iki kulvarın ortasında kaya olup olmadığı hakkında kuşku içinde kaldım. Bu yüzden ana kulvara girmek üzere aşağı doğru inişe geçtim. Bu bölümdeki karın üzeri buz olduğu için çok dikkatle 15 metre kadar sağa doğru inerek ana kulvarın girişine geldim. Artık geriye, sadece tekdüze bir kar kulvarı tırmanışı kalmıştı. Aralıklarla dinlenerek yükseldim. Çıkış kornişinin eğiminin çok sert olma olasılığı açıkçası korkutuyordu beni. Hep onu düşünerek yükseldim . Kornişte, kazarak kanal açmak zorunda kalabilirdim. Sonunda kornişin altında geldiğimde tüm korkularımın boş çıktığını anladım. Sol taraftan, çok dik olmasında karşın bir çıkış yolu bulup, yukarı çıktım ve sırta ayak bastım. Artık  zirve ayaklarımın altındaydı. Dağın en yüksek noktasına kadar tırmanmıştım ve daha yükseği de yoktu karşımda. 

Oh be, nesin sen? Nasıl da her defasında mutlu edersin insanı.

Saate baktım, 21.18. Aladağlar'da bir kuzey duvarının ilk kış tırmanışını daha yapmıştım.

Oturdum ve rahat bir kafayla yemeğimi yedim, suyumu içtim. 9 saatten beri durmadan tırmanıyordum.

Uzun sayılacak bir iniş çabasından sonra, artık çadırımın kapısının önündeydim. Saat tam 23.15'i gösteriyordu. Gece yarısı da olsa kampa dönmek güzeldi.

Ocağı yakıp kar eritmeye koyuldum. Bol su içip yemeği aradan çıkardım. Sonra tabi kutlamak gerekiyordu. Ah şu Altın Başak Votkayı da ne kadar çok seviyormuşum meğerse... Galiba  ''Tank''le de iyi gidiyor...


© 2005 Tüm hakları Karga Reklamcılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.'ne aittir.