Ana Sayfa Kimiz Biz Elemanlar Fotos İndir Makaleler Mail'ine Bak Linkler Satış Yerleri Bize Ulaş
Yazı: Oya Bermek

Gurbetten sesler... FOUNTAINEBLEAU


 

 

 

Herşey güzel gidiyordu.. Ankara, arkadaşlarım, sevgilim, Bilkent'te kadrolu bir master.. Ortam nefis, atla Geyikbayırı, atla Ballı..Alpinist'in duvarı da açılacak! Fakat içimdeki ses o kadar dayanılmaz olmuştu ki, başka herşeye sağır olmuştum: bir hafta içinde kendimi, elimde bavullar, Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde buldum. Fransa! Alpler, Verdon, Callanques, Ceüse..Ve tabi ki Fontainebleau!

Ellerim kaşınmaya başlamıştı. Paris'e bir saat mesafede Fontainebleau. O kadar yakın ve o kadar uzak. Nasıl yapmalı, kimle gitmeli? Çözümü üniversitenin tırmanış kulübüne kendimi yazdırmakta buldum: Club d'Escalade de l'Université Paris VI!

Bütün yıl devam edecek Fontainebleau çıkışlarımın ilk günü.. Nedir Fontainebleau? Fontainebleau 15000 hektarlık bir bölgeye yayılmış devasa bir orman. Trekking'den jogging, bisiklete kadar birçok aktivitenin yapılabileceği güzel bir orman işte? Tabi ki hayır! Dünyanın en önemli boulder merkezi!

Fontainebleau'ya, gidilecek bölgeye göre Milly la Foret ya da Barbizon yönü takip edilerek ulaşılıyor. Ulaşım arabayla çünkü tren garına yakın tek bir sektör var o da Rocher Canon ve diğer sektörlere kadar hiçbir vasıta yok. Mevcut yüzlerce sektörün her birinin ise bir araba parkı var ve burdan kayalar 5 dakika.

Barbizon'dan sıcak kruvasanlarımızı alıp Bleau'ya (Fransa'da herşeyin kısaltması makbul!), o bir sürü sektörden birine, 98.2'ye yollanıyoruz. Heyecanlıyım. Nasıl kayalar bunlar? Neden bu kadar önemli burası? Tırmanıcılar? Eminim her biri birer canavar...

Fontainebleau'nun jeolojik konumu çok ilginç: önce sıradan bir orman izlenimi veriyor, yerler çam yaprakları kaplı sık ağaçlı bir orman. Ötede bunlar yerini yumuşak, ince kuma bırakıyor ve kendinizi bir çölde buluyorsunuz, sanki gökten inmiş izlenimini veren gri kayaların kapladığı. Kayaların yapısı da birbirinden çok farklı: hiçbir tutamağın bulunmadığı kompakt kayalardan, el parçalayan bol 'crimp'li mermerimsi kayalara, yosun kaplı veya dalgalı yapıda kayalar.. Her kaya kütlesi oklar ve numaralarla işaretlenmiş, zorluk dereceleri ise renklerle belirtilmiş. Boulder dereceleri ipli tırmanıştan farklı: 1'den 9'a kadar derecelendiriliyor: mesela 5a'lık bir boulder tırmanıştaki 6a. Tabi böyle dönüsümler yapmak çok sağlıklı değil boulder'daki patlayıcı güç göze alınınca. Renkler ve rakamların ilişkisi ise: sarı (2a-3a), turuncu (3a-4a), mavi (4a-5a), kırmızı (4c-6a), siyah veya beyaz (5c-8a). Dereceler Fransız sistemine göre tabi. Bir de "hors circuit" denen numarasız rotalar var ki onlar mutant arkadaşlarımız için!!

Ortam ise bir değişik: sırtında çanta misali crash pad'lerini taşıyanlar, ayaklarında biri diğerinden farklı friction'la tırmananlar, ellerinde paspaslarla gezenler?.. Rotaya girmeden önce ayaklar özenle paspasa silinmeli: kayaya tutunmayı arttırmak için ayrıca ayağın uyguladığı kuvvet+kum=mumlaşmış kaya: paten kaymayı sevenlere...(Komşuların hayret dolu bakışlarına aldırmadan çantaya atın bi tane!) Magnezyum Bleau'nun çok özel kum kayasıyla kimyasal reaksiyona girip kayaya uzun vadede zarar verdiğinden yerine reçine kullanılıyor. (Numarasız rotaların müdavimi değilseniz tabi!)

Kısa kaya diyoruz ama kayaların yüksekliği 5-6m'ye kadar çıkıyor hatta bazı sektörlerde daha bile yüksek. Ünlü kadın tırmanıcı Catherine Destivelle'in kitabında bahsettiği Bleau'daki düşüşlerinden kaynaklanan ve ilerki yıllarda çıkan gizli kırık çıkıklarla karşılaşmamak ve beyne yenen şoklardan kaçınmak için crash pad'li tırmanıcılarla tırmanmak tavsiye olunur! Zaten Bleau'daki tırmanıcıların ortak düşüncesi burda yaptıkları boulderda tırmanıştan daha fazla korktukları. Yaa kim derdi bouldering  boltlu rotada tırmanmaktan daha tehlikeli diye?

Önceleri kendime sorardım neden teknik üstatları Fransa'dan çıkıyor diye. Yanıtını o ilk günümde Bleau'da buldum: bu kadar 'slope'lardan oluşan, gücün hiçbir işe yaramadığı, tekniğin tek çözüm olduğu ve ayaklarınızdan başka hiçbir şeyin işe yaramadığı kayalıklarda. Doğru "vücut pozisyonu ve el sürtünmesi" kombinasyonu.. En azından 5m'den yere çakılmamak için! Ve inanç gerçekten çok önemli. Güvenin ayaklarınıza! Çünkü ondan başka hiçbir şeyiniz yok tırmanmak için. Ve rotayı bitirip zafer naraları atmadan önce inişi düşünün çünkü çoğu zaman o geri tırmanışlar yukarı tırmanmaktan çok daha fazla maharet gerektiriyor. Tabi mükemmel bir antreman aynı zamanda.

Aylar birbirini kovaladı, sarı ve turuncularda debelenirken, mavi, kırmızı aa bi iki de beyaz..Derken, gurbetin en acımasız oldugu bir dönemde, baharla beraber sevgili Züleyha (Geels) da Paris'e geldi. Mutlu, kendimizi bir kayadan diğerine atar bulduk. Öğleden sonra tanıdık bir ses: oo Jean-Claude  (Droyer)!! Günün geri kalanında o, Züleyha ve ben beraber tırmanarak geçirdik ve üstadın sanatına bir defa daha tanık olduk.

Tırmanış genelde daha çocukken aileleriyle beraber Fontainebleau'ya gelip kayalarda "oynamakla" başlıyor Paris civarında. Anaların, babaların, büyükbabaların çocuklarına, torunlarına eğitim vermeleri çok sık karşılaştığım bir sahne. Yaş dağılımı da çok geniş tırmanıcılar arasında: gençler olduğu kadar orta yaşlılar ve yaş olarak yaşlı ama performansları doğrultusunda böyle demeye dilimin varmayacağı ileri yaşlılar... Üniversitede derslerine girdiğim yaşlıca bir hocamın her pazar kayalarda sektiğini, her tatilde Chamonix, Ecrins.. tırmandığını hayranlıkla izledim. Tırmanışın bir kültür olarak kabul edildiği Fransa izlenimlerini belki de Jean-Claude üstadın bir sözüyle bitirmek uygun olur sanırım: "Hayatta ne mi yapıyorum? Tırmanıyorum, hayatın 'eki' olarak da çalışıyorum."


© 2005 Tüm hakları Karga Reklamcılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.'ne aittir.