| Yazı: Murat Sevindik |
|
İDOSK
ALADAĞLAR FAALİYETİ |

ROTA BİLGİSİ
Ömer B. TÜZEL’in Aladağlar
kitabında belirtildiği kadarıyla rotayı 1988 yazında
Martin BRUGER ve Martin KRAWİELİCKİ açmıştır.
Ekip: Murat SEVİNDİK, Akif
ÖZTÜRK (İ.D.O.S.K.)
Rota:Aladağlar, Cimbar
Vadisi Çatalı,Alman Rotası
Çıkış Yüksekliği: 250 metre
Çıkış Süresi: 7 saat 37
dakika
İniş: Arkadan Cimbar
Kanyonuna, 55 dakika
Malzemeler: Çift ip,
sıkıştırma takozları(stopper, friend, vs.), 12 express,
perlon bantlar, kask, karabinler, friction,
Derecesi ve Rota Bilgisi:
1. İp Boyu, 35m, IV,V- , Takoz / 2. İp
Boyu, 30m, V, Takoz / 3. İp Boyu,
40m, VI, Takoz / 4.İp Boyu, 30m, VII,
3 Bolt+Takoz / 5. İp Boyu, 45m, VII+, 3
Bolt+Takoz / 6. İp Boyu, 35m, VI+, 2
Bolt+Takoz / 7. İp Boyu, 35m IV, Takoz*
İstasyonlar: 1. İstasyon
büyük ağaç, 2. İstasyon Takoz, 3. İstasyon Mağara, 4.
İstasyon üç sikke, 5. İstasyon Çift bolt, 6. İstasyon
Tek Bolt
*Rotayla ilgili bilgiler
kesin olmayıp dereceler karşılaştırmalarla yaptığımız
tahminlere dayanır. Bolt sayıları kesin değildir,eksik
veya fazla olabilir.
Not: Rotayla ilgi Öztürk’e
ulaşan guide ve Doğan’dan bize ulaşan rota bilgisi:
Rota adı: Sarı Çatlak, Rota uzunluğu: 250mt, Rota 20
boltlu1. İp Boyu 5c, 2. İp Boyu 6a+, 3. İp Boyu 6b+, 4.
İp Boyu 6c, 5. İp Boyu 6b, 6. İp Boyu 6a.. Doğan
Palut’un tahminine göre yaptığımız bu rotadaki ilk Türk
çıkışıymış.
Yirmi gün olarak planladığımız
Aladağlar faaliyetimiz, Kaldı ve Demirkazık’da çeşitli
duvar ve sırt tırmanışlarının yanı sıra Yedigöller-Emli
transı da dahil olmak üzere Cimbar Vadisindeki alpin
spor rota tırmanışlarını ve birkaç klasik zirve
denemesini içeriyordu. Faaliyete başladığımız Cimbar
kanyonunda Recep İnce’ye ve Hasan Hüseyin Boğaz’a
rastlayışımız faaliyetimizin daha ilk gününden planlanan
dışında gelişmesine vesile oldu.
Benim haberimin dahi olmadığı,
Murat’ın ise Cimbar’dan her geçişinde hayranlıkla
baktığı, bir gün tırmanmayı umduğu, Cimbar çatalının
karşı yüzündeki çatlakların meğer tam da bize uygun
olduğunu ancak Recep abiyle konuştuktan, onun
yorumlarını dinledikten sonra anladık. Birkaç gün kaya
çalıştıktan sonra başlamayı düşündüğümüz faaliyetimize
tam bu noktada, XI+ dergisindeki guide’daki ismiyle 33
numaralı, 240 metrelik Alman Rotasını çıkmaya karar
vererek değişik bir yön verdik. Gerek çataldaki
kampımızdan dürbün ile rotayı izleyerek gerekse rotayı
daha önce denemiş, hakkında bir fikre sahip olan ve o an
Cimbar’da olan Recep abiden aldığımız bilgi ve
destekle tırmanışa hazırlandık.
Kendi gözlemlerimizden başka,
çatlak hakkında edinebildiğimiz kısıtlı veriler;
yüksekliğinin 240 m olduğu, çok çürük bir yapısının
olduğu, daha önce deneyenlerin rotayı zor olmasından
değil de taş düşme riskinden ötürü tamamla(ya)madığı,
kilit noktalarda birbirinden epeyce uzak aralıklarla
çakılmış boltların bulunduğu, rotanın kilidinin çatlağın
hemen sağındaki mağaradan sonra tırmanılan, balkona
kadar olan kısım ve balkondan sonra çok az negatifleşen
pasaj olduğu, kilitlerin VII-‘yi zorladığı vs. gibi pek
iç açıcı ve kesin olmayan bilgilerdi.
Tırmanıştan bir gün önce, hazırlık
amacıyla VII+’ya kadar birkaç rota denedik ve kendimizi
henüz yormamışken rotaya girmeye karar verdik. 2 temmuz
sabahı saat 9:25 gibi yanımızda getirdiğimiz tüm teknik
malzemelerle, öncelikle rotanın yarısında olan mağaraya
gidebilmeyi hedefleyerek tırmanışa başladık. 7 dakika
kadar tırmanıp rotanın dibine vardık. Rotanın altındaki
büyük ağaçla mağarayı kerteriz alarak birinci ip boyunu
rahatça yükseldik ve diğerlerine nispeten daha büyük
olan ağacın dibine ilk istasyonu kurduk.
Rotanın bundan sonra mağaraya kadar
olan kısmında kaya yapısı o kadar çürük ki yanlışlıkla
dokunulan her taş can alma pahasına kopup, ürkütücü bir
vınlamayla rotanın dibinde patlıyordu. Zorluk olarak da
V+’ları zorlayan 2 ip boyunu daha yükselip mağaraya
vardığımızda kendimizi henüz yormamıştık. İlk hedefimize
ulaşmış olmayı, vaktiyle bir kartalın yuva olarak
kullandığı mağarada şatafatlı bir şekilde kutladık ve
böylesine iyi dizayn edilmiş bir istasyon bulmuşken 20
dakikalık vakti dinlenerek geçirdik.
Mağaraya kadar geçtiğimiz bölümün
bizi teşvik eder gibi zorlamamasından mıdır bilmem
kendimizi iyi hissetmemizden mi, birbirimize “tamam mı,
devam mı?” diye sormaya gerek dahi duymadan artık hat
safhaya ulaşmış motivasyonumuzun bizi tetiklemesiyle
yeniden yükselmeye koyulduk. Halbuki rotanın buraya
kadar olan bölümü, ha bire kopup duran tutamaklar ve
düşen taşlardan ötürü başımızın belada olduğunu
hissettirmeye kafiydi ancak adrenalin yükselmişti bir
kere ve heyecanın dayanılmaz çekiciliği kendimizi kapıp
koy vermemize neden olmuştu. Rotanın devamı hakkında bir
fikir yürütemiyorduk fakat çürük yapılı bölgeyi
atlattığımızı düşünüyorduk.
Mağaradan sonraki 30m’lik bölümde
Murat’ın yaptığı 2 düşüşten sonra tahmini VII’lik kilidi
aşarak ip sonundaki üç sikkeli istasyona varmasıyla
rotanın asıl yüzünü görmüş olduk.
Rotanın bundan sonraki bölümü
görebildiğimiz kadarıyla çatlağı sağdan dik kesen
balkonun ve balkondan sonra başlayan hafif negatif
pasajın geçilmesini gerektiriyordu. Zorluk olarak bir
önceki ip boyundan hiç de aşağı kalır yanı yoktu ancak
malzeme yerleştirmek imkansız denebilecek kadar zordu.
Ne yapabileceğimizi kara kara düşünürken gözümüze ilişen
çatlağın sol yüzünde birbirinden epeyce uzak aralıklarla
çakılmış üç bolt az da olsa rahatlamamıza yetti.
Çatlağın uygunsuz yapısından ötürü oldukça yaratıcı
çatlak tırmanma teknikleriyle kıçımızı, başımızı,
yumruğumuzu, dirseğimizi vs. stoper vari kullanarak
tırmanmaya koyulduk. Yeri geldiğinde iyice sıkılmış bir
yumruk yahut çatlağın şeklini almış bir bacak bize
friend, takoz hesabı yardımcı oldu. Murat’ı bilmiyorum
ama bu bölüm bittiğinde laktik asitten davul gibi şişen
kollarım, bu çatlağı tırmanabilecek kondisyonumun
olmadığını ispatlarcasına üst üste gelen zorlu pasajlara
ve Murat’ın rotayı temizlerken başımın üstünden uçurduğu
taşlara tuz-biber misali katkıda bulunuyordu.
Yaklaşık 35m’lik ve tahmini VI+
zorluktaki sondan bir önceki ip boyu, daha yukarısı
görünmese de biliyorduk ki son zorlu bölümdü. Rotanın
başından sonuna kadar sırtımızdan ve tepemizden bizi
kavuran güneş ve biten suyumuza inat devam edecek gücü
bulduk. Bu ip boyu da bittiğinde tek dileğimiz
gökyüzünün maviliğine doğru son ip boyunun kolay
olmasıydı.
40m uzunluğundaki bu bölümün
pozitif olması ve free tırmanışa elverişli olması
sayesinde hızla yükseldik ve adına Arpalık Düzlüğü denen
yeşillik alana saat 17:05’de çıktık. Tırmanışımızı
dilimiz damağımıza yapışık vaziyette kutladık ve
düşebilecek taşların riskini daha fazla almak
istemediğimiz için arkadan Cimbar kanyonuna
inebileceğimiz bir yol arayarak inişe geçtik. Kampa
döndüğümüzde saat 18:00 olmuştu. Tırmanışı başarmanın
heyecanıyla ve çiziklerle dolan kol ve bacaklarımızın
sızısıyla yediğimiz yemekten sonra bira aramak için
Demirkazık Köyüne doğru yola çıktık. Günün en güzel
olayı, tırmanıştan bahsetmek üzere aradığım kulüp
arkadaşım Ahmet Emre’nin “nerdesiniz?” sorusuna
“Cimbar’dayız” demem ve Ahmet Emre’nin Cimbar ismini
“Cim Bar” anlaması ve “yahu siz her gün içip içip dans
mı ediyorsunuz?” lafıydı..
Şimdi, rota üzerinde tek bir
fotoğrafımızın olmayışına üzülmekten başka elimizden ne
gelir. Oysa rota üzerindeyken aşağıda Fransız
rotalarında çalışan Hüseyin abiye seslenseymişiz, meğer
sesimizi duyabilecekmiş. Halbuki çadırda tripotun
üzerine kurulu vaziyette fotoğraf makinesini bırakıp
gitmiştik, bakarsın biri çeker diye.
Rota hakkında:
· Bu
rotayı tırmanmak keyifli ve boşluk hissinden ötürü
yüksek dozda adrenalin içerse de çürük yapısından ötürü
tehlike her an her yerde kol geziyor dolayısı ile “Pür
Dikkat” kuralına uymadan kimseye tavsiye etmiyoruz.
·
Rotayı elimizden geldiğince temizledik.
6 Temmuz 03: Yedigöller
transını yaklaşık 35’er kilo çeken çantalarla geçebilir
miyiz diye Çağalın geçidini incelemeye gittik. Bu
çantalarla zor kararını verdikten sonra boş dönmeyelim
diye Yıldız Başı’na zirve yaptık ve trans işinden
vazgeçtik. Kamptan 10:00 gibi çıkıp 12:40’da zirve
yaptık ve 14:00’de yine kamptaydık.
7 Temmuz 03: Demirkazık
Kuzey ve Kuzey-Batı sırtlarından vazgeçip Doğu duvarını
denemeye zor da olsa karar verdik. Sabah 7:25’de
kamptan ayrıldık ve 7:45’de rotanın başında tırmanmaya
hazır bekliyorduk. Saat 11 gibi rotanın üçte birinde
bellediğimiz mağaraya daha gelmemiş olduğumuzu fark
edince havanın güzel olmasından ötürü kapıldığımız
rehavet yok olup gitti. Rotada rastladığımız yeşil
yazılı İran’lı arkadaşların astığı levhaya gülüp
geçtikten sonra girdiğimiz çatlağı tırmanmaya henüz
başlamıştık ki bir anda bulutların içinde kaybolduk.
Akşam yaklaşıyordu ve biz hala rotanın neresinde
olduğumuzdan bihaber, ıslanan ellerimize çarpıp duran
rüzgarın hissizleştirdiği parmaklarımızla ve saatlerdir
ayağımıza işkence uygulayan frictionların zulmüyle daha
bir hızlı tırmanıyorduk. Yükseldikçe bizden
uzaklaşıyormuş gibi görünen zirveyi neyse ki artık zor
olmayan rota sayesinde hızla kovaladık ve saat 18:45 de
artık Demirkazık’ın doruğundaydık. Telefonla
konuştuğumuz hocamız Yıldırım GÜNGÖR’den ölüm haberini
aldığımız Uğur ULUOCAK’a tırmanışımızı adayıp dikkatlice
kampa döndük ve saat 21:05’de kampa ulaştık.
14 Temmuz 03: Parmakkaya
güney sırtı tırmanışı için saat 9:00 gibi kamptan
ayrıldık ve hazırlıklardan sonra 10:30 da rotaya
başladık. Çok keyifli ve heyecanlı olan rota ne yazık ki
çakılan sikkelerin fazlalığı nedeniyle tam bir sikke
cehennemine dönmüş. Toplam 32 gerekli-gereksiz sikke
saydık ve yarısından fazlasının kirlilikten başka işe
yaramadığına karar verdik ve saat 12:50 gibi
Parmakkaya’nın bıçak gibi sırtına çıktık. 1,5 saatlik
keyif molasından sonra 14:10 gibi kuzey yüzünden inmek
üzere sırtın kuzeyine doğru heyecanlı bir geçiş yaptık
ve Fransızların açtığı söylenen kuzey rotasının iki
bolttan oluşan son istasyonunu fark ettik.
17 Temmuz 03: Kulüp
arkadaşlarımızdan Murat Okur ile Murat Sevindik
Parmakkaya Güney rotasını tekrar çıktılar ve yine kuzey
inişi yaptılar.
18 Temmuz 03: Bir gün önce
gelen 10 kişilik kulüp arkadaşlarımızla birlikte
Kaldı’ya zirve yapmak için saat 5:20 gibi Akşam Pınarı
kampından yola çıktık. Hava öylesine soğuk ve
rüzgarlıydı ki ısınabilmek için iki saat hiç durmadan
Avcı Veli’ye kadar tırmandık ve toplam iki mola vererek
Kaldı’nın zirvesine saat 11:30 gibi, 12 kişi firesiz
tırmanmış olduk. 1,5 saatlik zirve keyfinden sonra
dönmek için yola çıktığımızda saat 13:00 gibiydi.
Dönüşte kestirme çarşağı tercih eden 4 kişilik ekip
kampa 14:50 de varmıştık bile. Kaldı’nın verdiği keyfi
tek başına çobanın köpeği sildi süpürdü. Kampa
dönmemizle acı gerçek kendini parçalanmış torbalarla
birlikte belli etti. Bozulmasın diye taştan yaptığımız
buzdolaplarına bıraktığımız yiyeceklerin tümünü,
konserveler hariç yağmalanmıştı bile.. Dönüşü bir gün
öne almaktan gayrı çaremiz kalmadığı için geriye kalan
planlarımızı iptal edip 20 Temmuz’da İstanbul’a dönmeye
karar verdik. |