Ana Sayfa Kimiz Biz Elemanlar Fotos İndir Makaleler Mail'ine Bak Linkler Satış Yerleri Bize Ulaş
Yazı: Öztürk Kayıkçı

KARATAŞLAR


 

 

1998 yılında Helmut Paul tarafından tamamen bir tesadüf eseri keşfedilen kayalar, herhalde birçok tırmanıcıyı dibine kadar getirmiş, fakat kırılgan yapısından dolayı geri göndermiştir. Bu dönenlerden bir tanesi de benim.

Helmut’un çocukları Türkiye’yi dolaşırken bu simsiyah muhteşem kuleleri görüp, babalarına göstermek için fotoğraflarını çekiyorlar. Fakat kayaların nerede olduğunu unutuyorlar. Ellerindeki tek şey birkaç fotoğraf ve Türkiye’nin güneyinde bir yerlerde olduğu…

Bir kaç yıl sonra Helmut Türkiye’yi gezmek için Antalya Kemer’e geliyor. Tamamen tesadüf eseri resimdeki kuleleri görüyor. Büyük bir heyecanla Doğu Almanya’daki Elbsandstein bölgesinden tırmanıcı arkadaşlarını çağırarak işe başlıyorlar.

1998’den bu güne yılda birkaç sefer gelerek uzunlukları 15 metreden 180 metreye kadar, II – VII derecelerde, 41 macera rotası açıyorlar (bu rotalar Elbsandstein’de macera rotası olarak adlandırılıyor).

Michael’in (Mikail - Cımbar’da Bacaksızın Ölümü’nü açan zat) bizi ziyaretiyle,  kulaktan dolma bilgilerle kayalara gittik. Bölgede yedi kule var. En büyüğünün etrafında dolaşıp gördüğümüz ilk rotaya girdik. Volkanik yapıdaki yaklaşık IV derecelik ilk ip boyunda, stilin farklı olduğunu anlamamak imkansız (30 metrede sadece 3 bolt).

Tuttuğunuz her taş oynuyor, bastığınız her basamak kopmak üzere. Michael, Elbsandstein’de tırmandığı için stili az çok biliyor. Fakat yinede her istasyonda bu kayalara nasıl rota açtıklarını hayretler içinde düşünüyoruz.

Dördüncü ip boyu en zor yer gibi görünüyor. Bu yüzden biraz bonkör davranıp 35 metrede 5 bolt koymuşlar.

Zirveye çıktığımızda manzara müthişti. Arkada 2366 metrelik Tahtalı Dağı, etrafta yemyeşil portakal bahçeleri ve karşıda deniz. Bu çürük kuleleri, tırmanışın dışında daha anlamlı kılan şey belki de zirvedeki manzaradır.

Zirve defterine bir şeyler karaladıktan sonra inişe geçtik. İniş, kaksımız olmadığından daha çetin geçti (muhakkak kask kullanın). Her ip çekişimizde adeta iple birlikte taş yağmuruna tutulduk. Yerde olmak zirvede olmaktan daha mutluluk verici.

Akşam stresli günü birayla yumuşatıp, internette bu çılgın saksonların izini sürdük www.h-bardoux.de sitesinden yaptıkları Karataş rehberine baktık.

Tırmandığımız rota, Himmelstar. Derecelerin, 1. ip IV, 2. ip IV, 3. ip III, 4 ve 5. ipi birleştirdik IV+, VI olduğunu öğrendik.

Rotaları açanlar, Doğu Almanya’nın Elbsandstein bölgesinden geliyorlar. Bölgede 10.000’in üzerinde rota var. Kum kayası (sand stone). 1800’lerden beri tırmanış yapılmakta. Kayaların ve doğanın korunması için çok sert etikleri var. Takoz, friend, sikke ve Magnezyum asla kullanmıyorlar. Bu malzemelere düşüldüğünde kum kayası çok çabuk zarar görüyor. Perlonlara ya da iplere düğüm atıp çatlaklara takoz gibi sıkıştırarak emniyet alıyorlar. Düz bir yüzeye geldiklerinde çakabilirlerse bolt çakıyorlar. Çakabilirlerse diyorum çünkü rotaları aşağıdan yukarı tırmanırken açıyorlar. Matkap veya el matkabıyla hookların yardımıyla boltları yerleştiriyorlar. Diğer kaya bantlarını doğanın gelişmesi için bırakıyorlar.

Bu tırmanış biçimi dünyaya serbest tırmanışları ve alpin spor (alpine sport) rota stilini getirerek büyük bir sıçrama yaratmıştır.

Helmut’un Türkiye’ye gelmesi ve bizi ziyaret etmesi, bizi fazlasıyla şaşırttı. Gelen kişiler 50 -55 yaşlarında, saçları beyazlamış dedelerdi. Bu dedelerin böyle zor ve güzel bir işi Türkiye’ye bırakmaları bizler için büyük bir şans. Ertesi gün Züleyha ile Karataş’a gittik. Küçük Karakule’de aynı 2 ip boyuyla başlayan daha sonra 3. ve 4. ip boyları ayrılıp zirvede buluşan Wand im Schatten ve Abendgebet rotalarını, bu ak saçlı pamuk dedelerle tırmanıp zirvede buluştuk. Helmut dede Türklerle ilk kez tırmandığı için oldukça heyecanlıydı. Sürekli gülüp şakalar yapıyordu. Zirve defterine : ‘Bu lanet kayalara, bu boktan rotaları neden açtınız.’yazan yazılara bile sadece gülerek baktı. Bu çürük kulelerin anlamı, üzerine oturduğunda onu her seferinde heyecanlandıran, zirvelerde şiirler yazan gizemli bir anlama sahipti.

Fakat bazı boltların sökülmesi onu bayağı üzmüştü. Kimin yaptığına dair hiçbir bilgimiz yoktu. Daha önceden de Ankara Hüseyin Gazi’de boltlar söküldü. Aynı olay yıllar önce, iki Fransız tırmanıcının Cımbar vadisinin girişinde açtığı, Pahsa Pahsa rotasının başına da gelmişti. Boltların, o dönemin federasyon üyeleri tarafından kırılması, bu muhteşem rotaları bırakan kişileri bir daha asla geri getirmedi… Umarım ki harcanan bu emeğin karşılığı, boltların sökülmesi olmaz. Karataş’ta rotalar açan diğer bir karakterde Mike Jaeger. Almanya’da ki tırmanış dergisi Klettern’e fotoğraf çeken ve 1000’e yakın rota açan tecrübeli bir tırmanıcı. Geyik Bayırı’nda açtığı rotalar psikolojisi iyi olanlara tavsiye edebileceğim rotalardır. Metin ve Züleyha’nın açtığı Klaxon adındaki VII-, 23 metrelik, 10 boltlu rotayı, 5 ekspresle onside yapması hepimizi şaşkına çevirdi (gerçek bir saxon). Geyik Bayırı’nda sıkıldığı açıkça belliydi. Macerası daha fasla rotalar açmak istiyordu. Karataş sanırım bunun için ideal bir yer. Karataş’ta yarım kalmış bir rotanın ilk ip boyunu birlikte tırmandık. İkinci ipte matkapla yaklaşık 7 metre yükseldikten sonra, nihayet bir bolt çaktı. İçimden bir ohh çektim. Yirmi metrede 1 bolt çakarak, ikinci ip boyunu başka bir rotaya bağladı. Zirvede kendimi tutamayıp, sen delisin dedim. Nasıl oluyor da, hem iki çocuk babası olup -bu arada çocuklar aşağıda oynuyorlar- hem böyle tırmanışlar yapabiliyorsun (bir Klaxonun –yani ben- bir Saxona sorusu)? O da; ben ilk önce tırmanıcıyım, sonra iki çocuk babasıyım diye yanıtlayarak, kısaca her şeyi özetledi.

Zirveden indikten sonra Bayrak kulesine, Mike’nin açtığı VI derecelik rotaya girdim. Rota VI derece, fakat ben IX derece tırmandım sanki. Her şey çürük, her şey kopuyor. Bolt araları ürkütücü. Karataş’ta sağlam bir kireçtaşındaki hamleleri yapmak neredeyse imkansız. Gerilerde bıraktığımız üç nokta prensibiyle yükselmek en doğru şey (hatta 4-5 nokta olabilir, kıçınızla, başınızla)…

Helmut Almanya’dan getirdiği kullanılmış tırmanış malzemelerini, yerel halktan ilgi gösteren çocuklara hediye ederek, onlara tırmanış ve iniş tekniklerini göstermiş. Eğer hafta sonları Karataş’a giderseniz burada eski saxon malzemeli çocuklarla karşılaşabilirsiniz. 98’den beri Karataşlar’da büyük bir tutkuyla rotalar açan, zirvelere şiirler yazan Helmut’un bu büyük aşkını paylaşmak isterseniz, Karataşlar’a uğrayın.

ULAŞIM

Antalya’dan Kemer arabalarıyla Kemer’e gidip, oradan Kuzudere minibüsleriyle kayanın dibine kadar ulaşabilirsiniz. Diğer bir yol, Antalya’dan Olimpos tarfına giden minibüslere binin. Kemer sapağını geçtikten sonra, sağda Kuzudere sapağında indiğinizde Karataşlar’ı göreceksiniz. Buradan kayalar iki buçuk kilometredir. Kemer’in içinden kalkan minibüsler, buradan geçerek kayanın dibine kadar gidiyorlar.

Küçük Karataş’ın yanında yol kıyısında bir çeşme var. Su içilebilir. Ormanda kamp yapabilirsiniz, fakat ateş yakmayınız.

DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER:

* Rota açmak isteyeler, lütfen aşağıdan yukarıya rotaları açın.

* Taş düşmesi tehlikesine karşı kask takın.

* Her kulede zirve defterleri var, kullandıktan sonra yağmurdan korumak için kapağını kapatınız.

* İstasyonları geçmeyin. Bazı yerlerde kısa tutmalarının nedeni, taş düşmesinden emniyetçiyi korumaktır.

* Köyün yağız delikanlılarına dikkat!


© 2005 Tüm hakları Karga Reklamcılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.'ne aittir.