Ana Sayfa Kimiz Biz Elemanlar Fotos İndir Makaleler Mail'ine Bak Linkler Satış Yerleri Bize Ulaş
Yazı: Alper Kocataş

Kayalı Barajı


 

 

 

Bölgenin varlığını crash pad yapmak için malzeme ararken karşılaştığımız ve aslen oralı olan Cem Tunay, namı diğer Cemofad'dan öğrendik. İhbar üzerine crash pad yapımına derhal ara verdik ve dostum Soner Demiray ile evde  bulduğumuz bir minderi crash pad olduğunu itiraf ettirene kadar işkence sürecine tabi tuttuk. Minderin üzerine çalışılan 2 kat mattan sonra sandalye üzerinden bir kaç atlama denemesi ve voila! Hiç yoktan iyidir... Ardından internetin altını üstüne getirdık ve Granit - Kırklareli ilişkisini tırmanış ile alakası olmayan üçüncül kaynaklardan (Maden bilmemne hödöhödösü...) doğruladık...

Bahsettiğimiz bölge adını Kırklarelinin Kofçaz ilçesine bağlı Kayalı Köyünden alan  Kayalıköy Baraj Gölü. Bölgeye araba ile ulaşım şöyle: İstanbul'dan Kırklareli'ne gittikten sonra, şehir merkezindeki devlet hastanesinin solundan Yoğuntaş - Kayalı yönüne giden asfalt yoldan Kayalı köyüne doğru ilerliyorsunuz. Köye gelmeden, baraja giden stabilize yola girip baraj gölüne kadar gidiyorsunuz. Kaya blokları asfalt yolda başlıyor zaten. Yol, Beşiktaş'tan yaklaşık 2.5 saat sürüyor. Göl kenarı kamp yeri için ideal. Biz gittiğimizde hafta sonu için pikniğe gelen bir kaç aile ve gölde balık tutan bir kaç kişi dışında kimse yoktu. (Oltanızı sakın unutmayın!) Su meselesi biraz problemli. Gölün sağında kalan düzlükte görülen 2 büyük kavak ağacının yanında bir kaynak var, ama biz gittiğimizde (ağustos) kuyuydu. Su 3-4 km uzaktaki kayalı köyünden de temin edilebilir hatta arabanız varsa yanınızda getirmek en iyisi...

Arabası olmayanlar için ulaşım şöyle: Kırklareli şehir merkezine tercihen otobandan giden bir otobüsle ulaştıktan sonra Kayalı köyü'ne giden bir minibüsle baraj gölü yol ayrımına, burdan da yarım saatlik bir yürüyüşle baraj gölüne ulaşabilirsiniz..

Giderken sadece bir blok bile bulabilsek  buna değeceği yönünde kendimizi telkin etmişken,vardığımızda beklentilerimizin çok üzerinde bir manaza ile karşılaştık... Daha göle giden toprak yola girmeden sağlı sollu kaya blokları başlamıştı. Gölün etrafı ve barajın arkasında kalan vadi ise silme granit blok doluydu. İlk önce baraj setinin önünde kalan ve üzerinde yosun bulunmayan kayalarda bir kaç ısınma rotası yaparak başladık. .

Buranın Türkiye olduğuna inanamıyordum. Kayalar sivrihisar ve Marmara Adasındaki Granite çok benziyordu. Kafamı tek kurcalayan kayalardaki cesitlilik oldu.Gölün çevresindeki bazı kayalar zamanında yükselen sudan dolayı üzerlerindeki dokuyu kaybetmişlerdi. Bu bazı bloklar için iyiydi, çünkü üzerlerinde yosundan eser kalmamıştı ve tertemiz olmuşlardı. Ama suyun etkisi bununla kalmıyordu. Kayanın yüzeyinde yer yer yumuşak ve sert dokular vardı ve su yumuşak dokuyu alıp götürdüğü için bazı kayaların yüzeyi tahrip olmuştu ve tutamaklar dökülüyordu. Ne var ki bunlar oradaki kayaların yarısı bile değildi ve su tarafından tahrip edilmemiş bir sürü blok vardı.

İlk bulduğumuz  bloklarda biraz takıldıktan sonra çevreye göz atmak için tekrar arabaya atladık ve barajın tam üzerindeki yola çıktık. Buradan hem göl tarafı, hem de barajın arkasında kalan vadi görülüyor. Vadi de silme kaya dolu, ama biz biraz daha göl tarafında takılmayı tercih ettik. Barajın üzerindeki bu yolun tam ortalarından göl tarafındaki bloklara doğru ilerledik. Burada da çok güzel bir kaç blok var, ama süper şekli ve büyüklüğü ile "Turkish Mandala"nın üzerine yok gibi. Bu rotada süper yaprak tutamaklar ve krimpler var. Tam önünde durulduğunda oturarak başlanabilecek tutamaklar var. Üst kısım alttan bakıldığında kolay görülüyor, ama gerek yosun faktörü, gerekse yükseldikçe gözde küçülen crash padden dolayı üst kısımı bağlayamadık. Bu arada fotoğrafta solda duran bloğun da kısa ama zorca bir hamle ile üzerine çıktık. Kayada Boulderinge alışık olmadığımızdan rotaların sonundaki bloğun üzerine çıkma hamlelerinde çok düştük ve bilimum sürüngen taktiklerini uygulamaktan geri kalmadık.

Ardından Turkish Mandalanın yakınındaki kayalardan birinde soldan sağa doğru giden gayet sert negatif bir rota bulduk. Rota negatifte çok iyi bir cepten başlıyor ve zayıf ayaklardan sagdaki cebe deadpoint, ardından hayli stresli hamlelerle sağa çapraz yükselerek bloğun üzerinde bitiyor. Rotanın ismi : polymorphism.

Bir sonraki durak yine aynı sektörde bulunan ve neredeyse tam bir top şeklinde olan "Pastırmalı Yumurta". Bu kaya tek başına bölgeyi anlatmaya yeter belki de. Üzerindeki yarım metrelik kısmı dışında bu kaya bir zamanlar suyun altında kaldığı için yosunlardan arınmış. Kayada yaprak krimpler var. Bazıları çok sağlam, ama daha önce tırmanılmadığı için ve belki de aşınmadan dolayı çürük tutamaklar da var. Polymorphismde parçalanan parmaklardan sonra  bu rotanın krimpleri bir hayli işkence oldu. Soner rotanın girişindeki cillop basamağı süper ayak çekme tekniği ile kırdığı için rotaya topuk yerleştirerek giriliyor. Sonra topuk çekişi ve yüzeydeki dik duran krimplerle iyice yükselip, yumurtanın üzerine çıkılıyor. Tam rota bitti derken, sızlayan eller ve pörtleyen ayaklar bize bu günlük bu kadar yeter diyor...

Güneş batarken gölün manzarası süper. Bir kaç artistik fotoğraf çalışmasından sonra kampı gölün kıyısına giden toprak yolun sonundaki ağaçların altına atıyoruz.

İkinci gün yine döşek sırtta gezmeye devam... Bu sefer kamp yerinin karşı kıyısı boyunca uzanan kayalara bakmaya karar verdik. Burada gölün hemen kenarındaki kayalar sudan dolayı çok aşınmış. Ama ayçiçeği tarlasına ve tarlanın üst kısmına doğru yükselince moraller yine düzeliyor. Burası tam anlamıyla bir boulder yığını. Ayrıca gölden tarlaya doğru ilerlerken çok sağlam ve temiz küçük bir blok var. Isınmak için süper.

Burada günün en bomba rotası olan Romatizmayı bulduk. Kısa bir rota, ama çözene kadar bayağı çalıştık. Rota bloğun sağ yüzeyindeki güzel bir krimpten başlıyor. Ardından kayanın üstüne bir dinamik hamle.   Ayaklar bir an kesiliyor, ardından diğer el de yukarı ve sol ayak bloğun üzerine ve son olarak bir topuk çekişi.. Dinamik hamle de,  sol topuğa yüklenip bloğun üzerine çıkış da süper zevkli.

Bir başka rota da Romatizmanın yakınlarında bulduğumuz, en az 60 derece açı ile duran bol cepli süper bir negatif. İlk başta çok zor göründü, ama o kadar zor olmadığını anlayınca ismini "kuru gürültü" koyduk. Gerçi rotanın son hamlesinde 60 derece negatiften bloğun üzerine çıkmak hiç te kolay değildi. Şahsen 3 kere aynı yerde mindere şaklamaktan geri kalmadım.

Ayçiçeği tarlasının arkasındaki bloklar küçük bir sırtın üzerinde. Yükselip sırtın öteki tarafına baktığımızda geniş vadi boyunca uzanan bloklar bu bölgede daha çok işin olduğunu anlamaya yetiyor... Bölge kesinlikle büyük. Hatta kampı burada da atmak güzel olabilir. Hem de Kayalı köyüne daha yakın. Biz de arabaya atlayıp köye gittik. Kayalı küçük bir köy. Köyün içinden göle doğru bozuk bir toprak yol gidiyor. Bu yol bahsettiğimiz vadiye, yani tam boulderların arasına gidiyor. Burayı daha fazla gezmek çok isterdik, ama hava yağacağa benziyordu. Son olarak kısa  bir  rota çıktık ve dönüş yoluna koyulduk.

Rotaların zorlukları hakkında pek bir şey söyleyemeyeceğim. Umarım bir yakın zamanda bölgeye giden  tırmanıcıların açtıkları rotalarla birlikte boulder dereceleri hakkında daha fazla sahibi oluruz. Bazı bloklada tırmanmadan önce tutamakları fırçalamak iyi oluyor. Metal telli fırçalar kayanın sürtünmesini azaltacağından sert plastik bir fırça bu iş için daha uygun olabilir.


© 2005 Tüm hakları Karga Reklamcılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.'ne aittir.