| Yazı:
Durukan Türe |
|
Kreatin Efsanesi |
Sevgili arkadaşlar, eminim ki bazılarımız kreatinin hiç
adını duymamıştır. Daha büyük bir çoğunluk ise bu
molekül hakkında kabaca bir şeyler biliyordur. Bu sayıda
hakkında bu kadar spekülasyon oluşan kreatini açıklamayı
istiyorum. Yazıyı okuduktan sonra sanırım herkes şu
soruya kendi cevabını verebilecek. Kreatin dost mu,
düşman mı ?
Öncelikle
yazıma kreatin doğal bir molekül olduğunu hatırlatarak
başlamak istiyorum. Yani normal şartlarda vücudumuzda
bulunur. Sanırım daha iyi açıklayabilmek için, insanda
bulunan enerji sistemlerine kısaca göz atmamız faydalı
olacaktır.
Vücudumuzun enerji sistemleri
oksijeni kullanıp kullanmamasına göre ikiye ayrılır.
Maraton gibi düşük yoğunluklu ancak uzun süreli
sporlarda enerji, oksijenli sistemden elde edilir. Bu
gibi sporlarda son ürün olarak ortaya çıkan laktik asit,
ilk önce yorulan kas gruplarında toplanır. Sonra ise tüm
vücuda yayılır. Bir sürat koşusunda ise vücudun oksijeni
yakacak zamanı yoktur ve daha az verimli olmasına rağmen
yüksek bir patlayıcı gücü ortaya çıkaran oksijensiz yolu
kullanır. Yoğun enerji harcanacağı faaliyetlerde enerji
daha önceden depolanmış enerjinin salıverilmesi ile
sağlanır. Kaslarımızda bulunan bu enerji depolarına ATP
denir. Harcanan ATP’lerin yenilenmesi için ise kas
hücresi fosfatlanmış kreatini kullanır. Hücreler yüksek
enerjili faaliyetin başlamasını takiben 3 ila 6
saniyelik zaman diliminde ATP’lerini harcarlar. Takip
eden kısa bir sürede ise enerji kreatinden ATP ye
aktarılmış enerjiden elde edilir. Ve bu süre ne
yazık ki çok uzun değildir.
Faaliyetin devam etmesi ile ilk önce ara enerji yolları
daha sonrasında ise oksijenli solunum denilen sistem
esas yükü alır. Tabii bu süreçler devam ederken bir
yandan da boşalan ATP depoları doldurulmaktadır. Gerekli
olduğunda yeniden patlayıcı bir performansın ortaya
konabilmesi için.
Peki tırmanışa uyarlamak gerekirse
hangi örnekler uygun olur. 4 – 5 derecelik bir uzun
duvar sanırım oksijenli sisteme, 3-5 hamlelik zor bir
boulder problemi ise oksijensiz sisteme örnek olarak
verilebilir. Bu kadar kafa ütüledikten sonra bu sayının
konusuna geçelim.
Az önce kabaca açıklamaya
çalıştığım gibi kreatin depolarınız ne kadar dolu
olursa ATP depoları da harcandıktan sonra o denli kolay
yenilenebilir. Piyasada bir çok kreatin formu
bulunmaktadır. Bu ürünü 2 şekilde kullanabilirsiniz. Ya
4 günlük yükleme dozunun ardından günlük kullanıma
geçeceksiniz, ya da baştan itibaren günlük dozu
alacaksınız. Araştırmalar yükleme dozuna gerek kalmadan
da günlük 3 gramın etkili olduğunu bulmuşlar. 28 günlük
3 gr alımın; 6 günlük, günde 20 gr alıma benzer
etkilerinin olduğu ortaya konmuş. Hatta Dr. Paul Balsom
un yaptığı ve Sports Medicine dergisinde
yayınlanan bir makalede günlük 2 gr dahi etkili
olabileceği söylenmekte. Ama eğer sonuçları hemen yarın
görmek istiyorsanız yükleme dozunu tercih edebilirsiniz,
ancak bunun mide bağırsak sisteminde rahatsız edici bir
takım etkilerinin olabileceğini hatırlatmakta fayda
görüyorum. Yükleme dozu ile ilgili bir nokta ise
vücuttaki kas gruplarında artma yapabileceğidir. Yani
rotalarda yağ gibi gitmek isterken(örnek:mümin karabaş)
kaba ve hantal bir vücutla karşılaşmak da olası.
Kreatin hücre içindeki suyu
kullandığı için bu ürünü bol su ile almanız gerekli.
Uzmanlar kreatin kullanan sporcuların günde 3-4 litre su
almaları gerektiğini hatırlatıyorlar. Yani pratikte
kafeini, alkol ve diüretikleri kullanmamanız gerekli..
Eğer Doğan palut gibi bir kahve severseniz bir kez daha
düşünmenizi tavsiye ederim.
Nottingham üniversitesinden Dr Paul
Greenhaff tarafından yapılan ve Amerikan Journal of
Physiology dergisinde yayınlanan bir çalışmada ise
kreatinin yüksek glisemik indeksli karbonhidratlarla
alınmasını hücre içine girişte % 40 avantaj sağladığı
yönünde. Mekanizma olarak da insülin salınımına ikincil
olarak da hücre içine girişin arttığı düşünülmüş. Örnek
bir liste vermek gerekirse küçük bir tabak esmer pirinç
veya 2 orta boy fırınlanmış patates veya 1 ½
bardak üzüm suyu yeterli..
Peki ne zaman almak lazım? Teorik
olarak hücrenin kreatine en aç olduğu zaman yani
antrenman sonrası almak daha etkili. Yapılan ilginç bir
çalışmada egzersiz devam ederken kreatin alan
bisikletçilerin, sprint kabiliyetlerinde azalma
saptanmış. Kısaca ne öncesinde ne sırasında.
Kreatin bir doping değildir ve
uluslar arası olimpiyat komitesince de doping kabul
edilmemektedir. Kreatin kişinin patlayıcı güç
rezervlerini arttıran ve tırmanıcının daha yoğun
antrenman yapmasını sağlayan bir üründür. Sonuç
olarak daha yoğun antrenman ile daha fit hale
gelebilirsiniz.
Madalyonun birde diğer yüzü
var arkadaşlar. Yüksek dereceli rotalar için çok fazla
özellik gerekmektedir. Sadece formülize edilmiş bir hap
ile VIII, IX, X dereceleri çıkamazsınız.
Eric Hörst’e göre tırmanış
birbirine eşit üç ana faktörden oluşmaktadır. Fiziksel
özellikleriniz kadar –ki bunun da sadece bir kısmını
kuvvet oluşturmaktadır- mental ve teknik/taktik
özellikleriniz ile sporcu disiplininiz size süper
rotalarda fayda sağlayacaktır. Unutmayın ki, ne Doğan
Odin i çıkarken kreatin kullandı, ne de Öztürk
Moruk rotasını.
Unutulmadan söylenmesi gereken bir
nokta ise kreatinin sporcuların –özellikle
tırmanıcıların-sakatlanma riskini rölatif de olsa
artırdığıdır. Bunun mekanizmasında ise artan kas gücüne
ve bazen de vücut ağırlığına rağmen, tendon gücünün daha
geç gelişmesidir. Böylelikle tendonlarımız alışık
olduklarının üzerinde streslerle karşılaşırlar. Bu da
sakatlanmaya uygun bir zemin hazırlar.
‘Herkes ister ancak pek azı
bedelini ödemeye hazırdır.’
İlgilenenler için daha detaylı
bilgi:
BOLSOM P ‘Creatin in humans
with special referance to creatin supplementation’
Sports Medicine(1994)18:268-280
ERNEST C P ‘ Effect of acute
creatin ingestion on anaerobic performance’ Medicine &
Science in Sports & Exercise(1998) 30(5):Abstract 798
VANDEBUERİE K ‘
Effect of creatin loading on endurance capacity
and sprint power in cyclists’ İnternational Journal of
Sport Medicine(1998) 19:490-495
'Belit 8+ , 9- eksi, Hüseyingazi. Kreatinsiz! |