| Yazı:
Burak Özdoğan |
|
Tutuş
ve Basış Teknikleri |

“Sol elin ile küçük sete
pres yaparken sağ elin ile de minik cepten kuvvet
alarak yukarıdaki pinche agresif ve kararlı bir şekilde
dead-point yapman gerekiyor, sonra da ayaklarını
yükseltip tavandaki kovaya sıkı bir dyno yapıyorsun!“
Yukarıdaki paragraf bana
yapay duvarda çalıştığım bir boulder rotasının
hamlelerini ifade ederken belki de bir çok kişi için
anlaşılmaz kavramlar ile dolu tek cümlelik bir
saçmalık....
Özellikle sportif kaya
tırmanışı ile yakın olarak ilgilenenlerin gerek
birbirlerine beta verirken kullandıkları gerekse rota
pasajlarını anlatırken veya kaya tırmanışı problemleri
üzerinde tartışırlarken kullandıkları ortak bir dil
mevcut. Tırmanışçılar, bu ortak dil vasıtası ile
birbirlerine rota üzerindeki tırmanış hamlelerini
kolaylıkla anlatabiliyorlar, tutamak ve basamaklara
verdikleri isimler sayesinde nerenin nasıl tutulacağını
veya nereye nasıl basılacağını birbirlerine
açıklayabiliyorlar. Bu sayede bir tırmanışçı sadece
tutamağın isminden yola çıkarak onu tutarken nasıl bir
pozisyona girmesi gerektiğini hesap edip, tutuş
sırasında neler hissedebileceğini kestirebiliyor.
Örneğin, “kilidi geçerken sağ el için güzel bir mono
var,” dendiğinde, tırmanışçı biliyor ki kilit hamlede
sağ eli ile tek parmak kabul eden bir delikten faydalana
bilinmekte. Ya da, “3.klipte sol el ile kötü bir crimp
yaparak kilitleniyorsun,” dendiğinde tırmanışçı sol eli
ile keskin bir mikro tutamağı tutarak klip yapacağını ve
parmak uçlarında derin bir acı hissedeceğini
anlayabiliyor.
Tutamaklar ve basamaklar
için olsun, hamleler ve rotaların genel yapısına ilişkin
tasvirlerde olsun, tırmanışçılar arasında her ne kadar
ortak bir dil olduğunu söylesek de konu ülkemiz
olduğunda bu ortak dilin henüz oturmuş bir standardı
bulunduğundu iddia etmek mümkün değil. Elbette ki spor
tırmanışın ülkemizde henüz çok genç olduğunu düşünürsek
bu oldukça doğal bir olgu. Buna karşın Türkiye’de spor
tırmanışın en köklü ve halen en yoğun olarak yapıldığı
Ballıkayalar Vadisi’nde dahi tırmanışçılar arasında
oturmuş standart bir dil mevcut değil. Tırmanışçılar
teknik anlamda birbirlerine iyi kötü dertlerini
anlatabilseler de, aynı tutamağın farklı isimlerde
tasvir edildiği çok sık oluyor. Bu farklılaşmada kuşak
ve ekol farkı, yabancı lisan bilenler ve bilmeyenlerin
terimlerdeki tercihleri, şahısların takip ettiği
yayınlar veya model aldıkları tırmanışçı tipleri gibi
etkenler rol oynuyor. Yabancı kaynaklarda “pinch” olarak
geçen tutuş tipini kimileri “mengene” veya “kerpeten”
olarak adlandırıyor, kimileri ise “pinçik.”
Birkaç hafta önce Uğur
Yılmaz, bana XI+ Dergisi için hazırlamak istediğim yazı
olup olmadığını sorduğunda kendisine kaya tırmanışında
kullanılan tutamak ve basamakların isimlerine yönelik,
minik bir sözlük niteliği taşıyabilecek bir çalışma
yapabileceğimi söyledim. Kendisinden de olumlu tepki
alınca çalışmaya başladım.
Okuyacağınız yazı iki
bölümden oluşmakta. Bu sayıda temel tutuş ve basış
tekniklerinden bahsedecek, öbür sayıda da en sık
karşılaşılan tutamak ve basamakları, tutuşları,
basışları ve temel hamleleri isimlendirip kısaca
anlatacağız.
KAYA
TIRMANIŞI VE ELLER
Kaya tırmanışında
ayaklarımızı verimli kullanmanın ne denli büyük önem
taşıdığını hepimiz az çok biliriz. Ancak, bedenimizin
kaya ile olan temasında ellerimizin %50’lik bir paya
sahip olduğunu düşünürsek, elleri de yabana atmamak
gerekir. İyi bir tutuş performansı kaya tırmanışındaki
başarı oranımızı ciddi şekilde olumlu etkileyecektir.
Peki iyi bir tutuş performansından kasıt nedir? İki
parmak ile sert bir cevizi kırabilecek kadar kuvvetli
parmaklara ya da yıllarca bir tutamakta asılı kalacak
kadar dayanıklı ön kollara sahip olmak mı? Hayır...
Kuvvetli parmaklara ve
dayanıklı ön kollara sahip olmak tutuş performansı
açısından önem taşısa da tek başına yetersiz
kalmaktadır. Tıpkı tırmanış hamlelerinde olduğu gibi
tutamakların tutulmasında da “doğru teknikten” ve “doğru
stratejiden” bahsedebiliriz. Doğru vücut pozisyonu ve
uygun tutuş tekniğinin eşleşmesi ile dışarıdan
bakıldığında oldukça tutarsız gözüken bir tutamak,
neredeyse bir dinlenme noktası yaratacak kadar az enerji
harcayarak tutulabilmektedir. Aksi halde, tutunabilmek
için gereğinden fazla kuvvet harcar ve kaçınılmaz sonla
yüzleşmek durumunda kalırız: Laktik asit ile dolmuş
davul gibi ön kollar, tutunamayan parmaklar...
Tutuş teknikleri
hakkında bilgi sahibi olan bir tırmanışçı bu bilgisinden
faydalanarak çeşitli stratejiler de geliştirebilir.
Örneğin, kilit hamlelerinde oldukça ufak tutamakları
olan ve bu yüzden kapalı tutuşları şart kılan bir rotayı
ele alalım. Kurnaz bir tırmanışçı rotanın kilidine
gelmeden önce özellikle açık tutuş tercih ederek kapalı
tutuşta kullanılan kaslarını ve tendonlarını yormamaya
özen gösterebilir. Böylece kilide geldiğinde taze
kuvvete sahip kapalı tutuşlar elde edecektir. İki farklı
tutuş tekniğinin farklı kas ve tendon gruplarını hedef
alması bize duruma uygun stratejiler geliştirebilme
şansı tanımaktadır. Benzer şekilde, tırmanış sırasında
baş parmağımızdan da bu anlamda istifade edebilir, diğer
parmaklarımızı dinlendirebiliriz. Uygun noktalarda diğer
parmaklarımız yerine baş parmağımızı devreye sokarak zor
bir pozisyonda kendimize bir dinlenme imkanı
yaratabiliriz. Böylelikle, baş parmağımız yorulurken
diğer parmaklarımız dinlenecektir.
Tırmanış hamlelerinde ve
tekniğinde ustalaşmak nasıl sebat isteyen bir süreç ise,
iyi bir tutuş performansına sahip olmak da zaman
isteyen, bol bol tırmanmayı ve farklı farklı tutamakları
tecrübe etmeyi gerektiren bir süreçtir. Fakat gerek
doğal kayada gerek yapay duvarlarda karşımıza envai
çeşit tutamak çıksa da konu tutunmak olduğunda işin
özünde ortak olan temel prensipleri bilmek gerekir:
KAPALI, AÇIK VE UZUN TUTUŞLAR
(Closed Crimp, Open
Crimp, Extended Grip)
Bir tutamağı tutarken,
parmaklarımız pozisyon itibari ile üç farklı kategori
sergilerler: Kapalı, açık ve uzun tutuşlar olarak
adlandırılan bu teknikler birbirlerine göre çeşitli
avantaj ve dezavantajlara sahiptir. Buna karşın pek çok
kez bu tutuşlar arasında bir seçim yapmak şansımız
bulunmamaktadır.
Kapalı Tutuş (Closed
Crimp) –
Eklemleri oldukça zorlayan ancak çok ufak tutamaklarda
alternatifi olmayan kapalı tutuş, eklemlerimizde en
fazla strese yol açan ve sakatlanma riskinin de en çok
olduğu tutuş şeklidir. Özellikle parmakların ikinci
eklemindeki açı değişiminden ötürü buradaki bağlar ciddi
şekilde zorlanmaktadır. Ayrıca parmak uçlarının dışa
doğru sınırlarına dek bükülmesi de birinci ekleme
fazlaca yük bindirir. Ufak ve keskin tutamaklarda başka
alternatifi olmadığından ötürü derinin de bir hayli
aşınmasına neden olur. (Giriniz: Skalonga Rotası...)
Kapalı tutuşların gücü,
başparmağımızı işaret parmağımızın üzerine koyarak daha
da arttırılabilir. Böylece, başparmağımızın kuvvetini de
tutuşa kazandırmış oluruz.
Kapalı tutuşlar, her ne
kadar ufak tutamaklarda kullanılsa da tırmanışa yeni
başlayan tırmanışçılar kapalı tutuşu büyük tutamaklarda
da sık sık kullanırlar. Bunun yegane sebebi kapalı
tutuşun tendonlardan ziyade eklemlerden güç alıyor
olması ve yeni başlayan tırmanışçıların tendonlarının
yeterince kuvvetli olmamasıdır. Dolayısıyla amatör
tırmanışçıların pek çoğunda eklem ağrıları olabilmekte
veya parmak eklemlerinde şişlik gözlenebilmektedir.
Böyle durumlarda, tırmanışçıların ağrılar geçene ve
şişlikler inene dek dinlenmelerinde ve daha fazla
kendilerini zorlamamalarında sonsuz fayda vardır.
Dinlenmeye rağmen olumlu bir iyileşme kaydedilmemişse,
vakit kaybetmeden bir uzmana baş vurmak gerekir.
Açık Tutuş (Open Grip) –
Pozisyon itibari
ile kapalı tutuş ile tek farkı ikinci eklemdeki açının
daha geniş olmasıdır. Bu yüzden parmak ucundaki baskı ve
sürtünme azalır ancak açının genişlemesinden ötürü el
daha doğrusal bir hal aldığından ikinci eklemdeki moment
de azalacak böylece eklemlerdeki zorlanma da
hafifleyecektir. Bu tutuş çok ufak ve keskin
tutamaklarda uygulanamaz ise de daha büyük tutamaklarda
–ve sloplarda(meyilli yüzeylerde)- bir hayli verimli
olmaktadır. El, açık olduğundan başparmak işaret
parmağının üzerine konulamayacağı için başparmak ile
kayaya iyi kötü dokunarak ya da varsa ufak tefek
çıkıntıları kavramaya çalışarak da hiç yoktan bir fayda
sağlanabilir.
Açık tutuşta, parmak
uçlarındaki sürtünme daha az olduğundan magnezyum tozuna
olan ihtiyacımız da artmaktadır. Özellikle sloplarda
parmaklar ve avucumuzun sürtünmesi ile
tutunabildiğimizden, derideki sürtünmenin olabildiğince
fazla olmasına çaba gösteririz. Bu,sadece toz kullanarak
değil beraberinde doğru vücut pozisyonunun, doğru tutuş
tekniğinin kullanılması ile mümkün olabilir.
Uzun Tutuş (Extended
Crimp) – İkinci
eklemdeki açı neredeyse 180 derecedir. Tutamak,
parmakların ilk boğumu ile kavranmaktadır. Dolayısı ile
diğer tutuşlar ile kıyaslandığında ikinci ve üçüncü
eklemlerde herhangi bir zorlanma olmadığından sakatlanma
riskinin en az olduğu tutuş şeklidir. Tabii ki bu, bize
uzun tutuş yaparken sakatlanmayacağımız anlamına da
gelmemelidir. Zira bu tutuş özellikle tek veya iki
parmaklık deliklerde çok sık kullanılır ve eklemlerden
ziyade tendonlar üzerinde yoğunlaşır.
Görüldüğü üzere, her
tutuşun birbirine göre kullanıldıkları alanlar
farklılıklar göstermekte, tutuşların birbirilerine göre
avantajları ve dezavantajları bulunmaktadır. Usta
tırmanışçılar genellikle açık ve uzun tutuşları tercih
etmektedir, fakat bir yerden sonra bu biraz da stil ve
genetik özellikler-kimi tırmanışçılar doğuştan çok güçlü
eklemlere veya tendonlara sahip olabiliyorlar- ile
ilgili olmaktadır. Buna karşın aşikardır ki bu tutuş
tekniklerinin tamamında yetkin olmak tırmanışçıya büyük
avantaj sağlayacaktır. Öyle ki, sadece parmak
uçlarınızla erişebildiğiniz bir tutamağa, eğer uzun ya
da açık tutuş tekniğiniz zayıf ise tutunma şansınız çok
azalır ve orada bir tutamak olması artık sizin için bir
şey ifade etmeyecektir.
Yukarıda anlatılan tutuş
tekniklerini sadece parmaklardan çeşitli şekillerde
kasılmasından ibaret olarak da algılamamak gerekir;
tutuşlar vücut pozisyonları ile sıkı bir iş birliği
içindedirler. Vücut pozisyonuna ve uygulanan tekniğe
bağlı kalarak kapalı, açık ya da genişletilmiş tutuşlar
arasında seçim yapılması gerekebilir. Tutuşlar hamle
boyunca statik olarak da kalmayabilirler; kimi hamleler
esnasında kuvvet yönü ve tutuş şekli değişebilmektedir.
Açık tutuş yaparak başlanılan bir tırmanış hamlesi,
hamlenin sonlarına doğru kapalı tutuşa geçilerek de
tamamlanmayı gerektirebilir.
Bahsi geçen tutuş
tekniklerinde, bilek ile el arasındaki açıyı
değiştirerek de ilginç sonuçlar elde edebiliriz.
Normalde, bir tutamağı tutarken ön kollarımız yere dik,
dirseklerimizde kaya ile neredeyse temas halindedir.
Eğer dirseklerimizi kayadan uzaklaştırıp, ön kollarımızı
da yere paralel bir hale getirirsek bu durumda
biyomekanik bir avantaj yakalarız: Böylece ön
kollarımızdan ziyade sırt kaslarımız devreye girerek
akılcı bir dinlenme pozisyonu yaratırız. Ayrıca
tutuşumuzda da bir artış olur. Özellikle statik
olduğumuz durumlarda işe yarayan bu tekniği klip
pozisyonlarında, toz alırken ya da bir sonraki hamle
için soluklanırken kullanabiliriz ancak bu tekniğin de
bir dezavantajı vardır: Kendimizi yukarı çekmemiz
gerektiğinde yeterli kuvveti üretmemiz güçleşir.
Özellikle yüzey rotalarında ya da hafif negatif
rotalarda kendi tecrübelerimden de yola çıkarak oldukça
işe yaradığını söyleyebilirim.
KAYA
TIRMANIŞI VE AYAKLAR
Eminim sizlerin de
başına geliyordur... Hani kazara –ya da bilinçli olarak-
ilgilendiğiniz sporu ağzınızdan kaçırdığınız olur veya
bir bayram ziyaretinde anneniz ya da babanız yıllardır
görmediğiniz aile büyüklerine sizin dağcı
olduğunuzu gururla dikte eder ya; sonrasında da bir
yığın bildik soru ile karşılaşırsınız: “Kaya
tırmanıyorsun demek; senin kolların kim bilir ne kadar
da güçlüdür öyle değil mi? E tabii, sürekli kendini
yukarı çektiğin için normal bu. Osmanlı tokadında epey
oturaklı olur senin be canım,” gibisinden bir yığın
soru, bir yığın çıkarım... Sonra da başlarsınız
anlatmaya: Tırmanış aslında sadece kollar ile ilgili
değildir, önemli olan ayaklarımızı iyi kullanmaktır vs.
vs.
Tırmanışın dışında olan
insanların tırmanışçıları güçlü kuvvetli ve çoğunlukla
kollarını kullanarak tırmandıklarını düşünmeleri belki
de çok doğal. Üstelik, bu sayede bizlerin kuvveti önünde
neredeyse secde edecek kadar saygı dahi duydukları
oluyor bizlere. Oysa ki, tırmanış aleminde “kol kuvveti
ile tırmanmak” neredeyse utanç verici bir durum gibi
algılanabiliyor. Neden? Çünkü biri size kuvvet ile
tırmanıyorsunuz dediğinde, -niyete de bağlı olarak-
sizin tekniğinizin yetersizliğine işaret ediyor,
ayaklarınızı ne kadar berbat kullandığınıza parmak
basıyor. Çok nadir olarak sağlam dayanakları bulunan bir
yorum olsa da genellikle, “sen ayaklarını iyi
kullanamıyorsun” diyerek mevzuatı kesip atan bir sürü
kötü eleştirmenin olduğunu düşünüyorum...
Ayakların iyi
kullanılmasına ilişkin neredeyse herkes bir yorum
yapıyor, bir şeyler söylüyor. Peki ne demektir ayakları
iyi kullanmak?
Kaya tırmanışının kutsal
kitabı olarak kabul edilen Performance Rock Climbing,
ayakların iyi kullanımını şöyle açıklıyor: “Ayakların
iyi kullanımı, tırmanışçının alt vücudunu en verimli
şekilde kullanarak tırmanış için gerekli olan eforun
büyük kısmına çok daha güçlü olan alt vücuttan kaynak
sağlamasıdır.”
Hepimiz biliriz ki hiç
kimse parmakları ile tutunup kolları ile asılı kaldığı
bir yerde saatlerce duramaz. Ancak ayaklarımızın
üzerinde saatlerce dikilebilir, bekleyebiliriz.
(Hatırlayınız: Nutuk atmaya meraklı okul müdürlerinin
iştirak ettiği bayrak törenleri)
Bunun en büyük sebebi
bacaklarımız dik iken ağırlığımızın neredeyse tamamını
eklemlerimizin taşıyor olması ikincisi ise
bacaklarımızda kollarımıza nazaran daha fazla kırmızı
kasların bulunmasıdır. Tırmanışçılar, ayaklarını daha
iyi kullanmayı öğrenerek alt vücudun bu avantalarından
faydalanırlar. Böylelikle enerji tasarrufu sağlayarak
kaya üzerinde daha fazla kalabilirler. Üst vücudun
yetersiz kaldığı noktalarda alt vücudun büyük kaslarını
devreye sokarak kuvvet gerektiren bir çok hamlenin
üstesinden gelebilirler.
Ayaklarımızı iyi
kullanmayı öğrenmek ellerimizi iyi kullanmayı öğrenip
tutuş tekniklerinde ustalaşmaktan daha fazla zaman alan
bir süreçtir. Çünkü, gündelik yaşamda ellerimizi,
ayaklarımızdan çok daha sık ve kompleks şekillerde
kullandığımızdan ellerimizin bu yeni duruma (tırmanışı
kastediyorum) alışması daha kolay olur. Oysa ki gündelik
yaşamda ayaklarımız, ne bu denli hissiyat ihtiyacı
duyarlar ne de bu denli karmaşık(!) işlemleri
gerçekleştirirler; hızı değişken olan monoton adımlar
üzerine kurulu bir yaşamda varlıklarını sürdürürler...
Ayakların verimli bir
şekilde kullanılmasını öğrenmek belirli bir zaman alsa
da tıpkı tutuş tekniklerinde olduğu gibi bilinmesi
gereken temel prensip ve basış teknikleri mevcuttur:
TEMEL
BASIŞ TEKNİKLERİ
1983 senesinde, müthiş
bir haber İngiliz tırmanış çevrelerini çalkalamıştı:
Genç tırmanışçılardan Jerry Moffat ülkedeki en zor
rotanın ilk çıkışını gerçekleştirmişti: 5.12 X,
zorluğundaki Masters’s Wall. Jerry, bu çıkış ile rüştünü
ispatlamış ve dünyadaki en iyi tırmanışçıların arasına
girmişti. Fakat kısa süre sonra yayılan bir dedikoduya
göre Jerry’nin bu başarısının ardında aslında tırmanış
sırasında giydiği özel ayakkabılar vardı. Jerry
Moffat’ın giydiği bu sihirli ayakkabılar günümüz kaya
tırmanış ayakkabılarının bir prototipi olan ve
sürtünmesi oldukça fazla olan Fires’lardı.
Kaya tırmanış
ayakkabılarının ortaya çıkması ile kaya tırmanışında
ayakların kullanımı da yeni bir boyut kazanmış oldu.
Günümüzde seksenden fazla çeşide sahip tırmanış
ayakkabısı arasında seçim yapma imkanımız var. Kaya
yapısı ve rota tipine göre, kullanım amacına göre çeşit
çeşit ayakkabılar mevcut olsa da basış tekniklerindeki
temel prensipler hala aynı.
KENAR
BASIŞ (EDGING)
Kenar basış tekniğinde,
adından da anlaşıldığı üzere basamağa, tırmanış
ayakkabımızın kenarlarını kullanarak basarız. Genellikle
ayakkabının iç kenarı kullanılmakla birlikte,
pozisyonunuza bağlı olarak dış kenarın da kullanıldığı
olmaktadır.
Bu teknik özellikle
kenar yapan küçüklü büyüklü setlerden oluşan kaya
yapılarında tercih edilmektedir. Ayakkabının iç kenarı
ile yapılan basışlarda kuvvetin büyük kısmı başparmak
üzerine yoğunlaşır. Özellikle Boreal – Stinger vb.
bükümlü ayakkabı modellerinde bu yoğunluk daha da
artmaktadır. Bununla birlikte basış esnasında topuk
yükseltildikçe parmak uçlarına giden yük ve sürtünme
artacağından tutarlılık da artar ancak topuk
düşürüldüğünde de kalf kasları daha az yorulmaktadır.
Burada, tırmanışçının içinde bulunduğu duruma göre bir
tercih yapması gerekir. Dinlenme noktaları veya klip
pozisyonlarında uygulanabildiği taktirde basamak
üzerinde topuk basarak ve bacağı dik tutarak durmak,
tırmanışçıya oldukça verimli bir dinlenme imkanı
yaratır.
Basamaklar ufaldıkça
ayakları kullanmak daha fazla ustalık ve beceri
gerektirir. Bu tür basamaklarda durabilmek, denge, doğru
teknik, yeterli parmak kuvveti, uygun ayakkabı, yeterli
hissiyat gibi unsurları gerektirir.
Sert tabanlı ayakkabılar
çok ufak basamaklarda nispeten daha kolay durabilmeyi
sağlasa da hissiyatı az olduklarından tırmanışçının bu
açığı gözleri ile kapatmasını gerekli kılar. Tırmanışçı
gözleri ile ayaklarına odaklanarak, uygun teknikle
basamağa ayağını yerleştirdiğini görmeye çalışmalıdır.
Hissiyatın az olduğu durumlarda görme duyusunun
kılavuzluğuna olan ihtiyaç daha da artar.
Tırmanışa yeni
başlayanların bir çoğunda gözlemlediğim bir şey var ki
bu da ayaklarını basamağa yerleştirdiklerini daha
görmeden, ellerine konsantre olup ayaklarının öylece
boşta durması. Tabii ki bunda, kollarındaki yorgunluktan
ötürü acele etmek eğilimleri büyük rol oynuyor ancak bu
davranışın bir alışkanlık haline gelmemesi için çaba
göstermeleri gerekiyor.
BURUN
BASIŞ
Ayakkabımızın burnunu
kullanarak yaptığımız basış türüdür. Diğer basışlar ile
kıyaslandığında nadir kullanıldığı söylenebilir ancak
tırmandığınız bölgenin kaya yapısı da bu basışın
kullanılmasında hayli rol oynar. Ufak deliklerden oluşan
bir kaya yapısında, bu deliklere ayakkabının kenarlarını
kullanarak basmak mümkün olmayacağından, ayakkabının
burnunu sokarak basmak gerekmektedir. Bu basışın verimli
olabilmesinde ayakkabımızın ayağımıza tam oturması ve
büyük olmaması önemli bir etkendir. Zira burundan
yüklenildiğine ayakkabı daha fazla esneyip
büküleceğinden ayağımızın basamaktan kayma ihtimali
artmaktadır.
YÜZEY
BASIŞ (SMEARING)
Bu basış tekniğini, kaya
yapısında girinti veya çıkıntıların olmadığı –ya da
pozisyon itibari ile bunların kullanılması anlamsız olan
– durumlarda, kaya yüzeyine ayakkabımızın kenarları
yerine tabanını kullanılarak uygulanır. Basışın
performansı ayakkabının tabanı ile basılan yüzey
arasındaki sürtünmenin kalitesine bağlıdır. Bu sürtünme
azaldığında hiç beklenmedik bir anda ayağımız kayarak
kayadan ayrılır.
Yüzey basışın
performansı öncelikle yüzeye uygulanan kuvvet vektörünün
yüzeye dik bir şekilde olmasına çok bağlıdır, bu sayede
ayakkabı tabanı ve yüzey arasında daha fazla sürtünme
elde edilebilir. Bunu sağlamanın yollarından biri
gövdenizi kayadan uzaklaştırarak ağırlığınızı yüzeye
baskı uygulayacak şekilde ayaklarınıza aktarmaktır.
Tabii bunu yaparken bir sonraki hamlede ayaklarınıza
gidecek kuvvetin yönünü de hesaba katmanız gerekir.
Özellikle kollardan güç almayı gerektiren bir hamle söz
konusu ise ayaklarınıza fazla kuvvet gitmeyebileceğinden
hamle esnasında ayaklarınızın kayma ihtimali doğabilir.
Ben, böyle durumlarda kendime şöyle bir çözüm buldum:
Hamle esnasında ayağımın kayma riski varsa, hamleye
başladığım an ayağımı bileğimden kuvvet alarak bükmeye
çalışıyor ve böylece elde ettiğim kuvvet ile sürtünmeyi
arttırabiliyorum. Gerçekten işe yarıyor.
Yüzey basışların
kalitesini arttıran bir etken de tercih ettiğiniz
ayakkabı tipi. Eğer sert tabanlı bir ayakkabı
kullanıyorsanız, ayakkabı fazla esnemeyip kayaya temas
eden taban yüzeyini azaltıyor. Yüzey alanının azalması
da sürtünmeyi belli bir oranda azaltıyor. Bununla
birlikte hissiyatın da az olması işinizi güçleştiriyor.
Kendi çevremdeki tırmanışa sert tabanlı ayakkabılar ile
başlayanların genellikle yüzey basış tekniklerinde
zorlandıklarını gözlemlediğimi de eklemek isterim.
Bunların yanında
tırmanılan kaya tipi, tutamağın mumlaşması,
ayakkabınızın tabanının ne kadar temiz olduğu, hava
sıcaklığı vb. çeşitli etkenler de yüzey basış
performansını etkileyen faktörler arasında.
EL VE
AYAK SIKIŞTIRMA TEKNİKLERİ (JAMING)
El ve ayakların
kullanımına ilişkin eklenecek bir başka teknik ise
sıkıştırma tekniği. Çatlak sistemlerine gerek ellerin
gerekse ayakların çeşitli biçimlerde sıkıştırılarak
kullanılmasına ilişkin olan bu teknik, çatlağın biçimine
göre kendi içinde bir çok türe sahiptir. Kimi zaman
parmakların kimi zaman ellerin ve hatta tüm kolun
sıkıştırılması gerektiği olur. Keza aynı şey ayakları
için de gereklidir. |