| Yazı:
Süleyman Vardal |
|
Yaşlılık ve Spor |

20'li yaşlarım; bitmek bilmeyecek bir enerjiyle dolu olan
günler. Yaşlılığı aklımın ucundan bile geçirmediğim, hiç
yaşlanmayacakmışım gibi yaşadığım yıllar. Çok değil
bundan on beş yıl önce böyleydi. Açılan alın, bir beyaz
kıl parçası, hiç eskimeyecekmiş gibi çalışan eklemler ve
organlar.
Sinyaller gelmeye başladı.
Artık eskiye oranla daha
çok düşünür oldum yaşımı, ‘vay be yaşlanıyorum lannn’
dediğim günlerin sayısı artmaya başladı. Bazen ölüm bile
peydahlanıyor aklımda.
Hepimiz geri dönülmez bir
sürecin içerisindeyiz. Bu süreci değiştirmek günümüzde
imkansız. Peki o zaman ne yapacağız? Sürekli
yaşlanıyorum diye ağlanıp sızlanacak mıyız? Tabi ki
hayır. Yapacağımız en doğru şey 7'den 70'e kadar
tırmanmak olmalı. Bu nasıl laf diyenleri duyar gibiyim.
O zaman okumaya başlayalım.
Yaşlanma:
Canlı dokularda zamanla
kendini gösteren, geriye dönüşü olmayan değişimler
olarak tanımlanır yaşlanma.
Peki o zaman yaşlı kimdir? Kimlere yaşlı diyebiliriz? Bu
tip soruların yanıtını kesin bir şekilde vermek biraz
zor. Çünkü böyle bir kavram kişisel ve toplumsal birçok
faktörden etkilenir. Ülkenin özellikleri, kültürel
yapısı, emeklilik yaşı gibi birçok faktörü içeren
toplumsal etkilerin içinde en önemlisi ülkenin sosyo-ekonomik
yapısıdır. Örneğin; bir Eskimo hangi yaşta olursa olsun
oğlu iyi bir avcı olana kadar kendini sağlıklı,
fonksiyonel kapasite olarak güçlü bulurken oğlu iyi bir
avcı olduğunda çok hızlı bir değişimle fonksiyonel
zayıflamalar gösterebilmektedir. Bu da; ülkemiz
insanının özelliklerini, yaşam koşullarını göz önüne
alarak bir sınıflama yapmak gerektiğine işaret
etmektedir. Böyle bir sınıflama yaparken biyolojik yaşın
kişisel faktörlerden etkilendiği gerçeğini göz ardı
etmemek gerekir. Bunun en iyi örneği; toplumda 70
yaşında olup yatağından çıkmayan bireylerin yanında, 90
yaşında olup dinç ve aktif olan bireylere de
rastlanmasıdır. Aslında bütün bu gerçekler yaşlılarda
biyolojik yaş ölçümleri yapma tekniklerinin
standardizasyonundaki güçlükleri de ortaya koymaktadır.
Yaşlılık ve fiziksel aktiviteyi içeren çalışmalarda
sıklıkla 40-60 yaş arası denekler kullanılmaktadır. Her
ne kadar çalışmaların kolaylığı ve emniyeti açısından bu
yaş gurupları tercih edilse de bilimsel sınıflama
şöyledir (Shephard 1997):
Orta Yaşlılık:
Bu bölüm kişinin çalışma yaşantısındaki 2. bölümü
oluşturur ve 40 ile 65 yaş arasını kapsar. Bu dönemde
fonksiyonel kayıplar sıklıkla genç erişkinlik dönemi ile
karşılaştırılınca %10 ile 30 arasındadır (Ben o dağa 101
kere çıktım, çıkarımda).
Yaşlılık:
65 ile 75 yaş arasını kapsayan bu dönem sıklıkla
emekliliği takip eden bir dönemdir. Fonksiyonel olarak
çok büyük kayıpların gözlenmediği ve beklenmediği bir
dönemdir. Hatta bazen genç yaşlılık olarak da anılır. (
Haa kim nereye çıkmış haa, o da dağcımı be, ben eskiden
.... )
İleri Yaşlılık:
75 ile 85 yaş arasını içeren bu dönemde sıklıkla
fonksiyonel kayıplar gözlenir ama kişi genellikle belli
bir oranda başkalarına bağımlı olmadan yaşamını
sürdürebilecek bir durumdadır( Ben o dağa tırmanmıştım,
tırmanmıştım galiba, yoksa tırmanmamış mıydım ?)
Çok ileri Yaşlılık:
85 yaş ve üstünü içeren bu dönemdeki kişiler özel
bakıma, özel evlere veya yardımcıya ihtiyaç duyarlar.
(Allah çevremizdekilere sabır versin)
YAŞLANMA VE DEĞİŞİMLER
SİNİR-KAS SİSTEMİNDEKİ
ZAYIFLAMA
Yaşlılıkta sıklıkla
gözlemlenen değişiklik hareket azlığıdır. Bu; kasların
az kullanılmasına ve kas hücre kayıplarına yol açar. Bu
da kuvvet kaybı olarak fonksiyonlarımıza yansır. Kas
sisteminde meydana gelen hücresel ve fonksiyonel
kayıpların diğer nedenleri arasında beslenme bozukluğu
ve hormonal değişiklikleri de sayabiliriz. Fakat en
etkili olan az kullanım yani hareketsizliktir. 20-30
yaşlarında maksimal düzeyde olan kas kuvveti 65
yaşlarında yaklaşık %80 azalır. Kas kuvvetindeki
yaşlılıkla olan azalma özellikle bacak ve gövde
kaslarında belirgindir.
HİPOKİNETİK HASTALIKLAR
Yaşlılarda meydana gelen
fiziksel değişiklikler eğer hipokinetik bir hastalık,
zayıf bir fizik kapasite ve kondisyonla sonuçlandıysa
sıklıkla bu değişiklikler yaşın ilerlemesine bağlanır.
Yani neden olarak yaşın ilerlemesi gösterilir. Kişi
yaşlandığı, fiziksel olarak inaktif olduğu zaman
eklemleri vücuda doğru hareket ettiren kaslar (fleksör)
kısalır, yerçekimine karşı başın, vücudun ve eklemlerin
duruşunu sağlayan kaslarsa güçsüzleşir. Bel ve omuz
kaslarındaki zayıflamalar vücudun duruş pozisyonunu da
etkiler ve kamburluk gibi şekil bozuklukları oluşur. Bu
şekil bozukluğu da ileri dönemlerde göğüsün fiziksel
yapısını etkileyerek solunum fonksiyonunda bozukluklara
ve yetersizliklere yol açar. Tabii ki kişinin solunum
kapasitesindeki bu değişiklik onun fiziksel
kapasitesinde de belirgin bir azalmaya neden olur.
Yaşlılık ve az kullanım
sonucu kaslarda meydana gelen kısalmalar, uyumsuzluklar,
eklem hareket yeteneğinin azalmasına neden olur. Bundan
dolayı birçok yaşlı kişi uzun süre oturduktan sonra
ayakta durmakta ve oturup kalkmakta zorlanır. Zayıflamış
bel ve kalça kasları da bu olumsuz değişikliklerden
sorumlu diğer nedenlerdir. Bütün bunların en önemli
nedeni de kasların az kullanılması ve uygun egzersizler
yapılmaması sonucunda kasların gerginliklerini
kaybetmesidir. Eğer iskelet-kas, damar ve sinir sistemi
hastalıkları da bu olumsuzlukları eklenirse kişinin
hareket yeteneğindeki kısıtlamalar çok daha belirgin
olarak ortaya çıkar.
Özellikle boyun bölgesinde
meydana gelen kireçlenmeler, şekil bozuklukları beyine
giden damarlara yaptığı baskı nedeniyle beyin kan
akımında bir azalmaya yol açar. Buna kalbin pompalama
gücündeki azalmada eklendiğinde beynin kanlanmasında
dolayısı ile oksijenlenmesinde belirgin bir yetersizlik
ortaya çıkar. Bütün bu değişiklikler baş
dönmesiyle(özellikle pozisyon değiştirirken) kendini
gösterir. Bu da kişinin hareket yeteneğini kısıtlayan
diğer bir faktördür.
KALP-DOLAŞIM SİSTEMİ
DEĞİŞİKLİKLERİ
Kalp-dolaşım sistemindeki
değişikliklerden en belirgin olanı tahmini maksimal kalp
atım sayısının (= 220-yaş) yaş artışına paralel
düşmesidir. Gençlerde dakikada 200 civarı olan bu değer
65 yaşlarında dakikada 155-160'lara kadar düşer.
İstirahat kalp atım sayısındaysa çok az bir değişiklik
görülür. Bu görüntüye eşlik eden diğer önemli bir
fonksiyonel değişiklikse kalbin dakikada pompaladığı kan
miktarında gözlenen azalmadır. Bu ise her yıl için %
1'lik bir azalma şeklindedir. Buna neden olarak kalp
kasının gücündeki azalma gösterilebilir. Şiddeti düşük
bir aktivite sırasındaysa gençle yaşlı bir kişinin
kalbinin dakikada pompalamadığı kan miktarı arasında
belirgin bir farklılık yoktur. Fakat aktivitenin şiddeti
arttıkça farklılık belirginleşir. Yorucu, tüketici bir
egzersiz sırasındaysa bu fark yaklaşık %10-20
civarındadır.
SOLUNUM SİSTEMİ
DEĞİŞİKLİKLERİ
Solunum fonksiyonlarındaki
gözle görülür bir değişiklik dakikadaki soluk alıp verme
sayısının azalmasıdır. Bunun altında yatan en önemli
nedenlerden biri solunum kaslarındaki zayıflamadır.
Ayrıca oluşan kamburluk gibi göğüs kafesinin yapısını
bozan iskelet yapı değişiklikleri de etkendir. Solunum
kapasitesindeki azalmaya yukarıda saydığımız
değişikliklerin yanı sıra akciğerlerin elastik
yapısındaki zayıflamanın da büyük etkisi vardır. Toplam
akciğer kapasitesindeki azalma 25 ile 65 yaşları
arasında yaklaşık %4-6 dır. Hava yolları, solunum
kasları vb. deki bütün bu olumsuz değişikliklere rağmen
yaşlılıkta akciğerlerin fonksiyonel kapasitesi orta
şiddetteki bir egzersizi rahatlıkla kaldırabilecek
düzeydedir.
HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER
Yaşlılıkta sadece
organların fonksiyonlarında değil bu organların
fonksiyonları arasındaki uyumda da zayıflamalar görülür.
Sinir ve hormonal sistem arasındaki kontrolün uyumunda
gözlenen zayıflama vücudun karşılaştığı iç ve dış
kaynaklı streslere uyum sağlama yeteneğini de
zayıflatır. Çünkü enerji sağlama, vücut ısısını ve kan
şekerini düzenleme, kaslar için gerekli proteinin
yapımı, cinsiyet özelliklerinin korunması ve gelişimi,
kalp atım hızı, tansiyon, barsak hareketlerinin
düzenlenmesi gibi birçok vücut fonksiyonunun
düzenlenmesinde vücuttan salgılanan hormonlar sorumlu ve
etkendir.
Kan şekerinin düzenlenmesin
gençlerle karşılaştırıldığında 70 yaşlarındaki
erkeklerde %20, bayanlardaysa %30'luk bir zayıflama
gözlenir. Bu azalma enerji metabolizması, ısı
düzenlenmesi gibi birçok vücut fonksiyonlarında etkili
olan tiroid hormonu için 20 ile 80 yaşları arasında % 50
dir.
Protein yapımı, kas kitle
artışı gibi birçok vücut fonksiyonunda etken olan
cinsiyet hormonları, büyüme hormonu gibi birçok hormonun
salgılanmasındaki azalmaysa yaşlılıkta gözlenen kas
kitle ve kuvvet kayıplarından sorumlu tutulabilecek en
önemli faktörlerdendir.
KEMİK KAYIPLARI
Yaşlılıkla vücutta
gözlemlenen diğer önemli bir değişiklik de kemiklerdeki
mineral kayıplarıdır. Osteoporoz olarak da
isimlendirilen kemik dokusundaki bu kayıplar bayanlarda
erkeklerden çok daha fazla görülür ve kişiyi kemik
kırıklarına kadar götüren önemli bir değişikliktir.
Yaklaşık 35 yaşından itibaren başlayan bu kayıp 90
yaşlarına kadar erkeklerde %20, bayanlardaysa %30'lara
varan bir düzeydedir. Kemik dokusundaki kalsiyum kaybı
65 yaşlarında erkeklerde yaklaşık %8.8, bayanlarda 13.8
dir. Erkeklerle bayanlar arasındaki bu farklılıklar
hormonal nedenlerin bir sonucudur. Diğer önemli bir
faktör de beslenme bozukluğudur. Yatağa bağlı hastalarda
benzer kayıpların tespit edilmesi nedenler arasında
hareketsizliğin de önemli bir yer tutuğunu
göstermektedir. Bu düşünceden yola çıkan araştırıcıların
yaptıkları bilimsel çalışmaların sonuçlarıyla uygun
egzersizlerle bu kayıpların azaltılabileceği
gösterilmiştir. Ayrıca kamburluk vb. vücut şekil
bozukluklarının nedenleri arasında kemik dokusundaki
mineral kayıplarının önemli bir yer işgal ettiği de
ifade edilmektedir.
CİNSEL AKTİVİTE
KAYIPLARI
Erkeklerde cinsel istek ve
gücün normal olarak erişkinliği takiben aşamalı olarak
azaldığı düşünülür. Fakat bununla ilgili kesin bir
şeyler söyleyebilmek için yeterli delil yoktur. Ancak
yapılan çalışmalar cinsel aktivitede yaşın ilerlemesiyle
ortaya çıkan değişikliklerin kişisel kaynaklı olduğu
gerçeğini ortaya koymaktadır. Cinsel aktivite düzeyinin
kişinin erken yaşlardaki seks alışkanlıklarıyla
bağlantılı olduğunu ve çok ileri yaşlarda bile cinsel
aktivitenin sürdürülebileceği otoritelerce ifade
edilmektedir.
Bütün bu açıklamalara
rağmen cinsel aktivite kapasitesindeki azalmanın bir
nedeni de fiziksel kapasitedeki azalmadır. Bu da
sıklıkla erken yorulma ve dolayısıyla ilgi kaybının
oluşmasından kaynaklanabilir. Ayrıca psikolojik
faktörlerin cinsel aktivitedeki rolünü de ihmal etmemek
gerekir. Böylece psikolojik sorunları çözmek ve düzenli
yapılan fiziksel aktivitelerle korunan fizik kapasite
sonucunda ileri yaşlarda bu konuda olabilecekler yok
edilebilir veya en azından azaltılabilir.
Sonuçta yaşlılıkta oluşan
değişiklikler insan organizmasının doğal bir
gelişimidir. Bu değişikliklerden de birçok faktör
sorumludur. Fakat bunlar üç ana başlıkta özetlenebilir.
1)Beslenme Bozuklukları
2) Hormonal Değişiklikler
3) Az Kullanım
Bu saydığımız nedenlere de
müdahale edebilme şansımız olduğuna göre yaşın
ilerlemesiyle oluşabilecek değişiklikleri kontrol etmek
de elimizdedir. Bunların içinde en önemli etkiye sahip
olansa bu yazının başlığını oluşturan fiziksel
aktivitedir.
FİZİKSEL KAPASİTE
ÜZERİNDE ETKİLİ OLAN FAKTÖRLER
Fiziksel kapasitenin
azalmasına neden olan en önemli faktör modern insan
yaşam biçimidir. Modern yaşamın hareketsizliğine rağmen
getirdiği rahat yaşam biçimi, sadece yaşamı sürdürmek
için yapılan sınırlı aktiviteler ve vücut fonksiyonları
fiziksel kapasitenin azalmasına neden en etkili
faktörlerdir. Fiziksel kapasite üzerinde etkili olan
diğer önemli bir faktörde sinir-kas sistemindeki
zayıflamadır. Bu da kendini kas zayıflıklarını içeren
hastalıklarla gösterir.
Teknolojinin
baş döndürücü boyutlarda girdiği alanlardan biri de gıda
sektörüdür. Bu alandaki gelişmelerin katkısıyla, bir
yandan hareket ederek veya çalışarak harcanan enerji
hızla azalırken, diğer yandan da daha az harekete
karşılık, harcanması gereken kalori alımı azalmamıştır.
EGZERSİZLE YAŞLILIK
GEÇİKTİRİLEBİLİR Mİ?
Literatürde, egzersizin
yaşlılığı geciktirdiğini kanıtlayan muhtelif
araştırmalar vardır. Kasch ve Wallace 16 yaşlı erkeği(
ortalama yaş 44.6) 10 yıl süreyle izlemişlerdir.
Denekler 12 ay, haftada 3 gün fiziksel antrenmanlara
tabi tutulmuştur. Bu araştırmacılara göre 45-55 yaşları
arasında genellikle gözlenen fiziksel iş kapasitesinde
ki %9-15 düşme, düzenli egzersiz yapan deneklerde
görülmemiştir. Diğer taraftan Dill ve arkadaşları 16
tane şampiyon mukavemet koşucusunu aktif yaşamlarını
terk etmelerinden sonra 20 yıl süre ile incelemişler
vücuttaki değişmelerin normal aktif olmayan insanlarda
görülen etkiye oranla daha az olduğu sonucuna
varmışlardır. Smith ve Reddan 40 kadın üzerinde
(ortalama yaş 81) yaşlılığın önemli problemlerinden biri
olan kemik dokusu kaybına (osteoporozis) karşı egzersiz
araştırmasında denek gurubuna günde 30 dakika egzersiz
yaptırmış ve bunu 36 ay izlemiştir. Sonuçta egzersiz
yapmayan gurupta %3.3 lük kayıp egzersiz yapan gurupta
ise %2.3 lük bir gelişim tespit etmiştir.
SONUÇ:
Görüyoruz ki egzersiz her
derde deva. Ama bakkallarda ve marketlerde veya
eczanelerde buna ulaşmak maalesef mümkün değil. Eğer
ilerde veya şimdi, hayatın yaşanmış bölümlerinden tatmin
olup geri kalan bölümünü inaktif (tırmanışsız),
temposuz, gevşemiş, hayatta kalmak için korkularla dolu
ve o anda sahip olduğu fiziksel kapasiteden tatmin olmuş
bir şekilde sürdürmek istiyorsanız söylenecek bir
sözümüz yok. Söylenecek sözümüz olanlara ise daha iyi
bir fiziksel ve ruhsal kapasite sadece yaşamımızı
sürdürmek için gerekmez, bunun dışında yaşam kalitemizi
artırmak, kendimizi daha iyi hissetmek, günlük görev ve
sorumluluklarımızı yerine getirmek, yaptığımız işlerden
hoşlanmak, yaşamın sürpriz çıkışlarından kendimizi
korumak için de gereklidir. Fiziksel aktivitelerle
amaçlanan kas kuvveti, dayanıklılığı, esnekliği,
koordinasyonunu geliştirip, kalp ve akciğerlerin
kapasitesinde etkili bir gelişim sağlamak, sağlıklı ve
enerji dolu bir yaşam biçimini yakalamaktır. İleri
yaşlarda sağlıklı bir yaşamın sigortası uygun beslenme
ve fiziksel aktivitedir. Bu en azından yaşlanma hızını
azaltmak ve kontrol etmek için gereklidir.
Bu bölümde fiziksel
aktivitenin yaşlanma üzerinde yeri ve önemini irdelemeye
çalıştık. Bir sonraki bölümde de ileri yaşlarda egzersiz
kadar önemli bir konu olan beslenmeyi incelemeye
çalışacağız. İyi tırmanışlar.
Yararlanılan Kaynaklar:
1-www.gata.edu.tr/temelbilimler/fizyoloji/spor.pdf,
06/02/04
2- http://spor-hekimligi.uludag.edu.tr/yasl%FDI%FDk.htm,
06/02/04
3-Akgün,
Necati. Egzersiz ve Spor Fizyolojisi. Ege Üniversitesi
Basımevi. İzmir, 1994 |