Ana Sayfa Kimiz Biz Elemanlar Fotos İndir Makaleler Mail'ine Bak Linkler Satış Yerleri Bize Ulaş
Yazı: Mustafa Eren

Kısakaya Tırmanışı ve Zen ya da Sadeliğin Mükemmelliği


 

 

 

Yaz ayları için soğuk bir gündü, hatta çok hafif, ince bir yağmur yağıyor ve altıparmak zirvelerinin arasından bulutlar dev bir pamuk yığını gibi Barhalköyü üzerine çökmeye başlamıştı. Etrafa yayılan hafif sis sanki her hareketi yavaşlatıyor ve bütün sesleri yutuyordu, aynı sis içime de çöker gibi ben de durakladım. Sırtımdaki kocaman crashpad, ismi gibi buraya yabancı, saçma bir fazlalıktı ve de taşıyamayacağım kadar ağırlaştı. Yere attım, üzerine oturarak bir sigara bağlayıp içmeye başladım. Ne yapıyordum burada? Bouldering'e gidiyordum.... Bouldering ,kısakaya tırmanışı; insan, taş ve o taşın üzerinde o insanın kafasında canlandırdığı bir problem. Hedef kayanın üzerine çıkmak-yani zirve. Yol: O kayanın üzerinde seçilen bir hat; el ve ayakların tutunabileceği ufak doğa harikaları ve bunların en kolay  en zeki birleşimi.  Amaç: Biraz kung-fu, biraz palyaçoluk biraz herküllük. Ancak şu anda kendimi ne herkül ne de Bruce Lee gibi hissediyordum. Hedefim arkamdaki görkemli Marsis zirvesinin eteğinde tam iki mahalle arasında kuru bir dere yatağında bulunan bir kaya idi. Şu anda Marsisin 3300 m lik zirvesine ulaşmak bu yusyuvarlak kayanın 5-6 metrelik problemini çözüp tepesine ayak basmaktan çok daha kolay gözüküyordu; iki gündür verimsiz hamlelerle uğraşıyordum, ama asıl uğraştığım kendimdi, iki gün içinde bir zen üstadının engin rahatlığından bir ortaokul öğrencisinin en çaresiz gününde bir anlamsız kavgada patlayış veren bunalımına kadar açılan bir duygusallığı yaşamıştım. Bir tırmanış probleminin insanda bu kadar zengin bir hissiyat uyandırabilmesi nasıl mümkün? Bunun çok farklı cevapları olabilir tabii. Ancak özellikle kısakaya tırmanışında nasıl tırmanış problemi küçülüp özüne ulaşıyorsa aynı şekilde başarı ve başarısızlık da birbirine yaklaşıyor; hatta bazen  hayal kırıklığı ve motivasyon aynı anda yaşanıyor; eğer bir problem böyle karşıt duygular uyandırıyorsa, tam doğru problemi buldunuz demektir. Bu Artvin'in bir bilinmeyen köşesindeki kaya parçası her türlü tırmanış camiasından ve zorluk derecesi listelerinden çok uzakta. Evet ancak kendisini bütün kalbi ile tırmanışa adamış benim için kendi kendimle boy ölçüştüğüm düello alanı. İşte bouldering birazda bu; kısa sert bir müsabakada sporcunun kendini bir karşıtla ölçmesi. Karşıt kim? Kaya mı? HAYIR! Kendisi.. Şu anda etrafıma yayılan sabah sessizliği ve göremediğim ama beni bekliyormuş gibi yerinden inanılmaz bir sabırla ayrılmayan o kaya bana kovboy filmlerindeki silahşörlerin gün  doğuşundaki düello randevularnı andırıyordu.. En azından karmaşık kafamdan bouldering adı çıkmıştı. İyi bir tırmanıcının  önemli özelliklerinden biri de bir rotadan ne zaman vazgeçmesini bilmesidir. Bir kaç gündür projelediğim bouldering kiliti: Oturarak girişten hemen sonraki ufak yan tutamaklarda yapılan 5-6 hamlede gerçekleşip 3 metre yükseklikte büyük ve iyi bir slope{yuvarlak tutamak} ta bitiyordu, ama esas tırstığım bölüm slope dan sonra bebek poposu gibi yuvarlak olan kayanın üst kısmıydı; fiziksel olarak aşağısından daha kolay gözüküyor ancak çok teknik ve kontrol edilmesi zor denge isteyen bir tırmanış 5-6 metrelik bir rotada bütün tırmanış sporunun bir çok unsuru birleşiyordu. Şaşırtıcı olsa da genelde böyle tek bir hamle bile  senelerin birikimlerini gerektirebilir ve bu sebepten dolayı yoğun kısakaya tırmanışı bir tırmanıcının kendisini geliştirebilmesi için rakipsiz antrenmandır; ve tam silahşördeki antrenmanımın bittiğine karar verip vazgeçerken işten dönen kuzenim Mahmut karşıma çıktı. Mahmut 1.85m boy, 100 kilo kas ve altından kalbe sahip bir insan ve son bir kaç günde sıfırdan bildiğim en iyi spotculardan birine dönüştü; kayalarda didinişimi şaşkınlıkla izledikten sonra, kendisi de deneyerek hiç beklemediğim bir coşku ile bir tırmanıcıya dönüştü. Ben ıh.. mıh... diyemeden crashpad'i kapıp hadi gidiyoruz diyerek düz yoldaymış gibi yamaç yokuşa yukarı koşmaya başladı, neşesi o kadar bulaşıcıydı ki bende koşmaya başladım; tabii hemen pişman oldum ama kayanın altında tekrar nefesimi toparladıktan sonra büyük bir motivasyonla tekrar rotayı denemeye başladım ve ne diyim, tabii mutlu son. Mahmut kemiklerimi 5-10 defa kurtardıktan sonra nihayet silahşör ile kimsenin canı yanmadan barışa vardık. Binlerce yıl içinde yusyuvarlak olmuş kayanın üstünde dururken sanki etrafımdaki engin manzara daha da ışıldamaya başlamış, sanki renkler daha bir canlanmış gibi idi; İşte tırmanışın sihrini yaşıyordum, duyarlılığım %100 artmış çevremi gerçek güzelliği ile algılayabiliyordum; niçin her zaman gözlerim böyle açık değildi? Bu huzuru yaşayabilmek için uyuşturucu bağımlısı gibi kendimi tırmanışa adamam mı gerekiyordu? Hayır sanırım herhangi bir uğraşı aynı özveri ile yürütsem aynı duyguları yaşayabilirdim; ve bu rotada da bir an önce bütün dünyamı kapsadıysa da kısa bir süre içinde güneş tarafından dağıtılan sis gibi kaybolup güzel anılar arasına girip yerini yeni hedeflere bırakacaktı. Bir tırmanıcı olmak Sisifos gibi aynı işi tekrar tekrar yapmak demek, bir hayalet kovalar gibi olmayan bir hayalin peşinden koşmak. Zen üstatlarının meşhur sözü {Hedef; hedefe giden yolun kendisidir.} bir tırmanıcının hayatının en güzel tabiri, sadeliğin mükemmelliğidir. Silahşöre bir zorluk derecesi düşündüm mü? Saçma da olsa tabii evet, çünkü benimde beslenmesi gereken bir egom var. Silahşörün zorluk derecesi fb 7b/b+.  Kısakaya tırmanışının Mekkesi olarak da bilinen Fountainebleau ve burada kullanılan zorluk derece listesi artık son 5-10 senede bütün tırmanış spor varyasyonlarından en çok gelişip yayılan bouldering için bütün dünyada en çok rağbet gören liste. Rota açan ve ilk çıkış yapan arkadaşlar kesin bir zorluk derecesi belirlemenin ne kadar zor olduğunu bilirler; zorluk derecelerini bense tamamen reddetmekte, yalnızca zorluk dereceleri peşinden koşmak kadar yanlış olur (tabii adınız Chris Sharma ise durum farklı). Özellikle kısakaya tırmanışında zorluk derecesinin her şeyin ölçümü olmadığı göze çarpar, kendimden çok daha zayıf olarak gördüğüm tırmanıcıların bazı özel problemleri benden daha çabuk ya da daha güzel bir stilde çözdüklerini yaşadım ve aynı şekilde benden çok ileride olduklarını bildiğim tırmanıcıların bana rahat gelen bazı rotalarda çok zorlandıklarını yaşadım. Bu düşündürücü çarpıklık doğal bir nesne olan kayaya bir rakam gibi suni bir kavramı bağdaştırmaktan doğan uyumsuzluk; olayın temelinde yatan saçmalığı zaman zaman hepimiz hissediyoruz ama maddiyatçı ve rekabet üzerine kurulmuş bir toplumun çocukları olarak ister istemez herkesin hayranlık duyacağı başarıyı aradığımız için tırmanırken bir ödül peşindeyiz. Uğraştığımız belki bize baştan imkansız bir problem olarak gözükse de bir rotayı bitirdiğimiz zaman ilk sevinçten sonra geriye kalan boşluğu doldurmak, ne başardığımızı ve diğer tırmanıcılar arasında hangi seviyede olduğumuzu anlamak için bize bir derece lazım. Bu kötü bir şey mi? Değil tabii, eğer sporcu isek ve yaptığımız sporsa bize de bir ölçüm lazım; kavramamız gereken tek şey yaptığımız sporun ölçüm mezurosunun birimleri çok fazla değişkene bağlı olup her zaman  sabit bir rakama indirgenmesinin mümkün olmadığı ve tırmandığımız derecenin bizleri birbirimizden ve uğraşımızdan uzaklaştıran bir rütbe şekline dönüşmemesi; tırmanış bundan çok daha fazla. Tırmanışla yeni tanışan bir insanı izlediğimiz zaman veya kendimizin dikeydeki ilk adımlarını hatırladığımız zaman bunu hemen görebiliriz; tırmanış free climbing özgürlük duygusunu hedefleyen bir hayat felsefesi ve bütün bunların beraberinde getirdiği arındırıcı bir hayat stili. Türkiye'de tırmanış sporu daha genç yaşlarda olduğu için bu atmosferi yaşamak kolay Avrupa'da tırmanış çoğu tırmanıcı için artık şık bir hobiye dönüşmüş halde ve bir çok tırmanıcı kayayı rotayı doğal bir hat olarak algılamadan rakamlar peşinden koşuyor ve bende de zorluk derecesi benim içim pek önemli değil, ayağı yaparak;)) bu koşu içerisindeydim. Tırmanışı tekrar keşfetmek için seneler sonra çocukken altlarında oyun oynadığım Kaçkarlar'da ki Barhal köyünün kayalarına tırmanışa gelmem gerekti; özellikle SİLAHŞÖR bundan dolayı benim için çok özel bir rota; en azından benim için. Silahşörün dışında Barhal çayı boyunca 33 boulder problemi daha var bunların zorluk dereceleri fb 4-fb 7b+ ya kadar, rotaların altına ufak oklar yaptım Fontainebleau misali, yapmasaydım daha iyiydi belki!                 SONBAHAR'98........   (1.BÖLÜMÜN SONU)


© 2005 Tüm hakları Karga Reklamcılık ve Yayıncılık Ltd. Şti.'ne aittir.